Bir Zamanlar Bizi Çocuklarla Kapı Dışarı Eden Kayınvalide, Şimdi Eşyalarıyla Geri Dönmek İstiyor

Bugün günlüğümün sayfalarını açıyorum ve içimdeki duyguları dökmeye çalışıyorum. Derler ya, insan yaşlandıkça hayatının meyvelerini toplarmış. Kimi sevgi ve sıcaklık bulur, kimi ise sadece suratına kapanan kapının soğuk rüzgârını…

Kayınvalidem, Sevim Hanım, hiçbir zaman şefkatli bir kadın olarak anılmazdı. Her zaman dimdik durur, sanki herkes ona borçluymuş gibi davranırdı. Özellikle de tek oğlu. Tabii bir de ben, “oğlunu annesinden çalan o kız”…

Yıllar önce, ikinci doğum iznimdeyken ve eşim işsiz kaldığında, konut kredisini ödeyemez hale gelmiştik. Kayınvalidemden, babasından kalan İzmir’deki geniş üç odalı evine taşınmayı teklif ettik. O zamanlar evde o, küçük oğlu Emre ve biz, eşimle birlikte iki küçük çocuğumuzla yaşıyorduk. Geçici olacağını ummuştuk. Ama her şey hızla kabusa dönüştü.

Sevim Hanım fırsat buldukça bizi aşağılar, çocuklar ona göre çok gürültü yapar, oyuncakların kokusundan rahatsız olurdu. Bebeğin mamasını “pis bulamaç” diye nitelendirir, buzdolabını doldurduğumu söylerdi. Susardım. Durumu daha da kötüleştirmemek için katlanırdım. Ta ki bir gün bana açıkça, “Bıktım sizden. Toplanın. Gidin. Bu curcunada daha fazla yaşayamam,” deyinceye kadar…

Aşağılanmıştık. Eski evimizi satıp kredi borçlarını ödedikten sonra neredeyse hiç paramız kalmamıştı. Zorla Manisa’nın kenarında, suyu ve kanalizasyonu olmayan küçük bir ev bulduk. Tuvalet bahçenin ucundaydı, suyu da kuyudan taşıyorduk.

Yavaş yavaş, adım adım kendi yuvamızı inşa ettik. Devlet desteğini ve yeni bir krediyi kullandık. On yıl sonra nihayet kendi evimize taşındık. Saray değil belki ama banyosu, ısınması ve yeni mutfağı olan bir evdi. En kötüsünü geride bıraktığımızı düşünürken, üçüncü çocuğumuza karar verdiğimizde kader yine kapımızı çaldı. Ya da daha doğrusu, kayınvalidem çaldı.

Bahçe kapısının açıldığını duydum. Eşikte Sevim Hanım duruyordu; paltosu, bavulu ve gözleri şişmiş bir halde. Eşim kapıyı açınca adeta onun kollarına düştü. Öyle ağlıyordu ki, sanki bir eve değil, kurtuluşa gelmişti.

Onu içeri aldık, oturttuk. Eşim Emre’yi aradı, ama sonuç alamadı. Sevim Hanım ancak akşama doğru kendine gelebildi.

Meğer biz gittikten sonra, küçük oğlunu “terbiye etmeye” kalkmış. Eşimin ona nasıl ihanet ettiğini, benim ailelerini nasıl mahvettiğimi fısıldayıp durmuş. Sonunda Emre evlenip annesinden ayrılmış. Ama uzun sürmedi. Annesini yeni eşiyle birlikte evine aldı. İlk zamanlar sessizdi. Sonra bir çocukları oldu. Sevim Hanım eski kaydı çalmaya başladı: kokular, gürültü, yemek beğenmemek… Ancak bu gelin benim gibi sabırlı değildi.

Yavaş yavaş Sevim Hanım’ı odasından kanepeye, sonra da oradan başka bahanelerle ettiler. Yatak odasını çocuk odası yaptılar. Sofradaki yerini başkası aldı. Şikayet ettiğinde ise, “Beğenmiyorsan topla git,” cevabını duydu.

Emre, bir akşam yemeğinde ona, “Abime gitmeyi düşünmedin mi?” diye sordu. İşte o an, bizi kovduğunda yanında duran aynı oğlu…

Bavulunu hazırladılar. Sessizce. Taksiye bindirip, tren bileti alıp eline tutuşturdular. Emre son bir şey daha ekledi:

“Seni kayıtlardan çıkarmayacağız. Emekli maaşını rahatça al. Nerede istersen orada yaşa, ama bizimle değil.”

Onu geri çeviremezdik. Evimizde yer vardı. Şimdilik sessiz. Hiç şikayet etmiyor. Sadece bize, özellikle çocuklara, derin ve geç kalmış bir özlemle bakıyor.

Belki yaşlılık insanı yumuşatıyordur. Belki de yalnız kalma korkusu… Ne olursa olsun, şimdilik susuyorum. Ama bir şeyi biliyorum: Kimseyi kapıdan kovmayacağım. Onu bile. Bizi bir zamanlar hayatından silen o kadını bile…

Rate article
Lifequest
Bir Zamanlar Bizi Çocuklarla Kapı Dışarı Eden Kayınvalide, Şimdi Eşyalarıyla Geri Dönmek İstiyor