Bugün günlüğüme yazmak istedim. Çünkü içimdeki acıyı kelimelere dökmekten başka çarem yok. Kocam, doğum yaptıktan hemen sonra deniz tatiline gitti. Ben ise yalnız kaldım – ağrılar, yorgunluk ve kucağımda bir bebekle…
Anton’la, yani Can’la birbirimize âşıktık. Geçen yıl evlendik, o ilk aşk coşkusuyla, saf hayallerle ve her şeyin üstesinden gelebileceğimize dair tam bir inançla. Henüz 19 yaşındaydım, o ise 21. Mersin’de kiralık bir evde yaşıyorduk, bebek arabası ve badiler için para biriktiriyor, doğum gününü iple çekiyorduk. Çocuğumuzun bizi daha da yakınlaştıracağını, güçlendireceğini sanıyorduk. Ama her şey tam tersi oldu.
Bir hafta önce doğum yaptım. Minicik, buruş buruş, sıcacık bir yumak… Hayatımı bir anda uykusuz geceler, korkular, mama hazırlama telaşı ve bebek ağlamaları doldurdu. Oğlumla eve döndüğümde her yerim ağrıyordu, oturamıyordum, bacaklarım titriyordu. Ertesi gün Can sakince, “Yarın Antalya’ya uçuyorum,” dedi.
Şaşkınlıkla baktım:
“Ne dedin sen?”
“Biletler çok ucuzlamış, işten Volkan önerdi. Neredeyse bedavaya geliyor. Kaçırmamalıyım. Bütün yıl inek gibi çalıştım, biraz güneş göreyim. Siz zaten şimdilik pek hareketli değilsiniz, bensiz de dinlenirsiniz.”
Bunu sanki markete gidecekmiş gibi söyledi. Ben ise bebeği sallarken, doğum sonrası kıyafetlerimle ve gözlerimdeki çaresizlikle öylece durdum. Kararını çoktan vermişti bile. Sormamıştı, danışmamıştı, sadece haberi veriyordu.
“Ya biz?” dedim.
“Siz zaten uyuyup yemek yiyorsunuz. Yedi güne dönerim. Merak etme, başarırsın.”
Bu sözler içimi yakıyordu. Baş edemediğimi nasıl anlatabilirdim? Her an korkuyla boğuşuyordum: acaba nefes alıyor mu, ateşi mi çıktı, bir şeyi yanlış mı yapıyorum? Sessizliğin içinde uyanmaktan korkuyordum, uyuyamıyordum çünkü gücüm yoktu. Birinin bana bir bardak su uzatmasını, “Nasılsın?” diye sormasını, sarılmasını istiyordum.
O ise gitti. Plajdan fotoğraflar attı: şezlongda kokteylini içerken, deniz, palmiyeler… Oğlumuzla ilgili tek bir kelime etmedi. “Nasılsın, bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sormadı.
Ağladım. Sessizce, bebeği uyandırmamak için. Annem, “Şükret ki orada. Benimki senin doğum günlerinde kendinden geçene kadar içerdi. Bari orada olsun, burada sarhoş olmasın,” dedi.
Arkadaşım da kendince destek oldu: “En azından seni hastaneden almaya gelmişler. Beni kimse karşılamadı. Eve tek başıma, çantalar ve bebekle döndüm. Senin durumun daha iyi.”
Ama bu sözler içimi rahatlatmadı. Mutlu hissetmiyordum. İhanete uğramış gibiydim. Benim pahalı tatillere, deniz manzaralı fotoğraflara ihtiyacım yoktu. Onun omzuna, eline, varlığına ihtiyacım vardı.
Belki bir gün affederim… Ama unutur muyum? Sanmam. Çünkü hayatımın en savunmasız, en zor ve korkunç anında yalnız kaldım. Ve bunu o seçti.




