Koridorun dar bir köşesinde ayakkabılarını bağlayan Kerem’in içi burkuluyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan tartışma hâlâ ağırlığını hissettiriyordu. Leyla, kapı eşiğine yaslanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuş, gözleri kıpkırmızı olmuş bir halde duruyordu. Otuz sekiz yaşında olmasına rağmen yüzündeki yorgunluk izleri ve kırışıklıklar onu yaşlı göstermişti.
Leyla’nın bakışlarını sırtında hisseden Kerem, giriş holündeki tabureye çöktü, dirseklerini dizlerine dayadı ve boş bakışlarla karşıdaki duvara odaklandı. Yorgun ve tükenmiş bir haldeydi.
“Leyla, artık bunu kaldıramıyorum, anlıyor musun?” diye boğuk bir sesle konuştu. “Hastaneler, tedaviler, buzdolabında, banyoda, yatak başındaki ilaçlar… Bıktım! Hem kendini hem beni neden böyle hırpalıyorsun?”
“Kerem, lütfen, son bir kez daha. Sanıyor musun ki her defasında umutlanmak, o küçük kalp atışını duymak, sonra da ‘tutunamadı’ denildiğinde yıkılmak benim için kolay?”
Kerem başını iki elinin arasına aldı. “Yeter artık Leyla! Binlerce çocuksuz çift var, kimse bundan ölmüyor!”
“Kerem, yalvarırım!” Leyla’nın dizleri bükülmeye başladı, neredeyse yere çöküp yalvaracaktı. Kerem hızla ayağa fırladı, onu kollarından tutup kaldırdı ve sıkıca sarıldı. Kırk altı yaşında olmasına rağmen hâlâ dinçti, düzgün fiziği, geniş çenesi ve ağaran saçlarıyla yaşının üzerinde bir enerji yayıyordu.
“Tamam, tamam,” dedi sırtını okşayarak. Leyla, onun kollarında hafifçe titriyordu. “Bugün kliniğe uğrayıp gerekli testleri yaptıracağım. Ama lütfen, bu kadar üzülme, güçlü olmalısın. Belki de altı ay beklemeliyiz?” diye sordu, biraz geri çekilip karısının göz yaşlarına bulanmış yüzüne baktı.
“Hayır, şimdi olmalı. Doktor öyle dedi.”
“Onlar her zaman aynı şeyi söyler.” Kerem sinirle karısından uzaklaştı, deri çantasını omzuna attı ve kapıya yürüdü. “Hep aynı hikâye, sonuç hiç değişmiyor!”
“Kerem!” diye seslendi Leyla, ama eşi asansör düğmesine bastı bile.
“Uğrayacağım, söz veriyorum.”
Leyla biraz sakinleşti, gözyaşlarını sildi, doktorun verdiği hormonları ve vitaminleri içti. Öğleden sonra kliniğe gitmeden önce işlerini halletmeye başladı. Bu onuncu denemesiydi. Kadın doğum polikliniğinde, kırk sekiz yaşında hamile kalan kadınları görmüştü, o ise daha otuz sekizindeydi.
Kerem sözünü tuttu, kliniğe uğradı ama akşam uçağıyla yine iş seyahatine çıktı. Leyla, arkadaşlarına şakayla karışık, “Kocam sadece örnek bırakıp uçuyor, gerisi hep iş,” diyordu. Böyle geçen on yıl. O başarılı oldu, zenginleşti, Leyla ise hep arkasında durdu. Üç kez batıp borçlar içinde kaldıklarında bile ona inanmış, arkadaşlarından, annesinden borç alıp onu desteklemişti. Aşağılanmalara katlanmıştı.
Sonunda tüm borçları ödediler. Büyük bir apartman dairesi, şehrin göbeğinde lüks bir yaşam, temeli atılmış bir yazlık, yurtdışı tatilleri… Ama Leyla’nın içinde bir eksik vardı: çocuk.
Yıllarca bir güzellik salonunda çalışmış, kariyer hırsı olmayan, kocasına adanmış bir kadındı. Şimdi ise tek istediği bir bebekti.
Onuncu deneme de başarısız oldu. Kerem seyahatteyken aradı, Leyla ağladı. “Üzülme,” dedi telefonda, “Neden Antalya’ya kaçmıyoruz bu hafta sonu? Harika oteller var, ısıtmalı havuzlarıyla ünlü.”
“Kerem, kasım ayında Antalya’da ne yapacağız?” dedi Leyla.
“İşte tam zamanı! Kalabalık yok, dinleniriz. Hem…”
Antalya güzeldi, ama Leyla’nın içindeki boşluk dolmadı. Eve döndüklerinde Kerem yine seyahate çıktı. İş, hep iş.
Bir akşam, Kerem paketlerini toplarken, “Gidiyorum,” dedi. “Ne?” diye donakaldı Leyla. “Kısa bir flört, iş arkadaşımla. Hamile.”
“Genç mi?”
“Evet…”
Leyla’nın gözleri doldu. “Ben onca denemeyle olmayanı o bir seferde başardı, öyle mi?”
“Leyla, lütfen anla. Ben de çocuk istedim ama olmadı. Belki de…”
“Ben kısırmışım, öyle mi? Git. Git de çocuğuna baba ol.”
Kerem bavulunu kapattı, çıktı.
Leyla depresyona girdi. Altı ay boyunca kendini toplayamadı. Ta ki hastanede tanıştığı cıvıl cıvıl bir kadın ona, “Ben de 18 deneme yaptım, sonunda tutundu!” deyinceye kadar.
Leyla yeniden umutlandı. Donör yöntemiyle hamile kaldı. Ve ilk seferde tuttu!
Küçük bir kızı oldu, 2 kilo 800 gram. Onun için artık her şey anlamlıydı.
Bir sabah hastaneden çıkarken, eski kocasıyla karşılaştı. Genç karısı ikinci çocuğunu doğurmuştu. Ama işleri kötüydü. Yeni karısı ona eskisi gibi hizmet etmiyordu.
Leyla ise artık mutluydu. Belki bir gün yeni bir aşk da bulurdu. Çünkü hayat, asla bitmezdi.




