Mehmet’in aklında bayram yoktu. Üç gündür hastanede, sevgili eşi Ayşe’nin başucundaydı. Yemek yememiş, uyku nedir bilmemişti, sadece onun kesik kesik nefesini dinliyordu. Daha bir hafta önce sağlıklı olan karısı, şimdi Kurban Bayramı’na hazırlanıyordu.
Evlerini temizliyor, bayram menüsünü planlıyordu, tabii iki emekli maaşıyla lüks sofralar kurulamazdı. Zaten onlar için fazla yemeğe ne gerek vardı? Mehmet, Ayşe’ye sürekli, “Evimizde sadece pilav ve etin kokusu olsun yeter,” diyordu. Ama bir anda karısının yere yığılıp bayıldığını, doktorların ise onu şok eden bir teşhis koyduğunu göreceğini nereden bilebilirdi? Şimdi evlerinde ne bayram ne de huzur kokusu vardı…
O korkunç günlerde Mehmet’in saçları bembeyaz olmuştu. Ama asıl yüreğine hançer saplanan an, doktorun Ayşe’nin ameliyat olması gerektiğini söylediği ve astronomik bir fiyat çıkardığı andı.
“Benim o kadar param yok,” diye fısıldadı Mehmet. “Karımla ikimiz emekliyiz. Çok mütevazı yaşıyoruz. Yeğenimiz yardım ediyor ama onun da kendi ailesi ve sıkıntıları var.”
Doktor sadece üzüntüsünü belirtti ve hastanenin bu masrafları karşılayamayacağını tekrarladı. Bu haber Mehmet’i öyle çaresiz bıraktı ki, içinde Ayşe olmadan yaşamanın bir anlamı kalmamıştı sanki.
Genç yaşta evlenmişlerdi, okuldan hemen sonra. Uzun yıllar birlikte mutlu bir hayat sürdüler. Nadiren kavga ederler, küçük şeyler için tartışsalar bile akşama barışırlardı. Allah çocuk vermemişti, bu yüzden tüm sevgilerini Ayşe’nin yeğenine vermişlerdi. O şehirde yaşıyordu ama ailesiyle birlikte zaman zaman onları ziyarete gelirdi. Yaşlı çifti unutmuyorlardı. Ama bu durumda bile Ayşe’nin hayatını kurtarmak için gereken parayı karşılayamazlardı…
Bir gece daha acı düşünceler içinde gözünü kırpmadan geçirdi. Sabah hemşireler zorla Mehmet’i birkaç saatliğine eve gönderdi: dinlenmesi, bir şeyler yemesi için. Ceketinin cebinden anahtarı bulmaya çalışırken kapıda komşusu Fatma belirdi:
“Ayşe Hanım nasıl, Mehmet Amca?”
Adam iç çekti, üzücü haberleri anlattı. Fatma’nın yüreği sızladı: “Ah, ne büyük dert! Bu parayı nereden bulacaksınız? Belki mahalleden para toplanabilir. Ben bugün komşuları dolaşırım, belki ilaç parası çıkar.”
Mehmet, kederine gömülmüş bir halde elini salladı. Fatma daha fazla konuşmanın anlamsız olduğunu anladı ve sadece sıcacık bir tas mercimek çorbası getirdi.
Kısa sürede Mehmet yeniden hastanedeydi. Ayşe’nin durumu kötüleşmişti ve adam çaresizlikten yumruklarını sıkıyordu. “Allah’ım, ya onu kurtar ya da ikimizi birden al,” diye tekrarladı durdu, hastane penceresinden kararan gökyüzüne bakarken. Kış bulutları dünyayı kara örtüsü gibi kaplamıştı ve Mehmet kendini evrenin ortasında yalnız, acısıyla baş başa hissediyordu.
“Ayşe Hanım’ı ziyaretçiniz var,” diyerek hemşire sessizliği bozdu.
Mehmet şaşkınlıkla ona baktı. Ayşe’yi kim ziyaret edebilirdi? Yeğeni mi? Ama o acil bir iş seyahatine çıkmıştı, ancak yarın gelebilirdi. Yoksa Fatma mı?
Ama hemşirenin arkasında genç ve yabancı bir kadın duruyordu. Mehmet’e doğru birkaç adım attı ve sordu:
“Beni tanımadınız mı? Ben Didem, bir zamanlar sizin yakınlarınızda otururdum.”
Mehmet kadının yüzüne baktı ama kim olduğunu çıkaramadı.
“Beni hatırlamıyorsunuz…” diye devam etti Didem. “Ama hatırlamalısınız. Ailem çok fakirdi, siz bize hep yardım ederdiniz. Bazen aç bile kalırdık…”
Mehmet’in gözünde geçmiş canlandı. Bir kez daha kadına baktı ve neredeyse alnına şaplak atacaktı. Nasıl unutabilirdi? Karşı evde yaşayan kalabalık ailenin en küçük kızıydı bu. O zamanlar babaları, bir inşaat işçisi, vefat etmiş, geriye altı küçük çocukla dul bir kadın kalmıştı. Zor günlerdi, geçim derdi büyüktü.
Mehmet şükür ki iyi kazanıyordu ve Ayşe’yle birlikte bu çocuklara bisküvi, şeker alır, kitap ve oyuncak verirlerdi. Hatta çocukların annesi Emine’ye, iki işte çalışıp cüzi ücretle geçinmeye çalışan bu kadına, kışlık giysi alacak kadar destek olurlardı. Çünkü onları soğukta yırtık ayakkabılarla, incecik ceketlerle görmeye dayanamazlardı…
“Mehmet Amca, sakın üzülmeyin,” dedi Didem, onun anılarını bölerken. “Fatma Teyze durumunuzu anlattı. Ben Ayşe Hanım’ın ameliyat masraflarını ödedim. O yaşayacak. Her şey düzelecek, göreceksiniz.”
“Didem, Didem…” diye mırıldandı Mehmet, duyduklarına inanamayarak. “Yavrum, senin bu kadar paran nereden? Bu çok büyük bir meblağ…”
“Hiç merak etmeyin,” dedi genç kadın, elini sıkarak. “Yıllardır Amerika’da yaşıyorum, eşimin işleri iyi… Senede birkaç kez memlekete gelir, akrabaları ziyaret ederiz. Biz rahatız, sizleri de destekleyebiliriz.”
Allah, Mehmet’in dualarını duymuştu. Ertesi sabah Ayşe ameliyata alındı. Başarılı geçti. Doktor, karısının iyileşeceğini, birkaç hafta içinde eve dönebileceğini müjdeledi. Mehmet gözyaşlarını silerken evlerinde yeniden huzur, mutluluk kokacağını düşündü.
Tüm bu süreçte Didem yanıMehmet, Didem’in bu fedakarlığı karşısında içi huzurla doldu ve o an anladı ki, iyilik asla boşa gitmez, bir gün mutlaka döner.




