Grigor’un bayramlara aklı bile yoktu. Üç gündür hastane odasında karısı Ayşe’nin başında bekliyordu. Yemek yemedi, uyku uyumadı, sadece onun kesik kesik nefesini dinledi. Daha bir hafta önce sevdiği eşi sağlıklıydı ve Kurban Bayramı hazırlıkları yapıyordu.
Evlerini temizliyor, bayram menüsü hazırlıyordu, tabii iki emekli maaşıyla lüks yiyecekler yapılamazdı. Zaten onlara o kadar yemek de gerekmezdi. Önemli olan, diyordu Grigor, evin içinde hoşaf kokusuyla kavurmanın mis gibi yayılmasıydı. Bilmiyordu ki bir anda Ayşe, devrilen bir buğday başağı gibi yere yığılıp bayılacak ve hastanede doktorlar onu şaşkına çeviren bir teşhis koyacaktı. O evde artık ne bayramın neşesi kalacaktı ne de huzurun kokusu…
Bu korkunç günlerde adamın saçları tamamen ağardı. En çok da doktorun Ayşe’nin hayatını kurtarmak için ameliyat olması gerektiğini söylediği an kalbi sıkıştı. Ve ameliyat ücretini söylediğinde, Grigor’un içine korku düştü.
“Ama benim o kadar param yok,” diye zar zor fısıldadı. “Biz emekliyiz, karımla çok mütevazı yaşıyoruz. Yeğenimiz yardım ediyor ama onun da ailesi, kendi derdi var.”
Doktor sadece üzüntüsünü belirtti ve hastanenin bu masrafları karşılayamayacağını tekrarladı. Bu haber karşısında Grigor’un ölümü bile göze alacak hali vardı. Çünkü Ayşe olmadan hayat neydi ki?
Çok genç yaşta evlenmişlerdi. Okulu bitirir bitirmez. Uzun yıllar birlikte mutlu yaşamışlardı. Nadiren kavga ederlerdi, o da küçük şeyler yüzünden. Akşama kadar birbirlerini affederlerdi. Allah onlara çocuk vermemişti, bu yüzden bütün sevgilerini Ayşe’nin yeğenine vermişlerdi. O şehirde yaşıyordu ama arada bir eşi ve kızlarıyla onları ziyarete geliyordu. Unutmuyorlardı yaşlıları. Ama Ayşe’yi kurtarmak için bu kadar para gerekiyorsa, onlar da hiçbir şey yapamazdı…
Bir gece daha acı düşünceler içinde uzun sürdü. Sabah hemşireler zorla Grigor’u birkaç saatliğine eve gönderdi — dinlensin, karnını doyursun diye. Ceketinin ceplerinde anahtarı bulmaya çalışırken, komşusu Hatice kapıda belirdi:
“Ayşe nasıl, Grigor abi?”
Adam içini çekti, üzücü haberi anlattı. Hatice elini kalbine götürdü:
“Aman Allah’ım, ne korkunç! Peki bu parayı nereden bulacaksın? Köyde yardım toplamamız lazım. Hemen komşulara gidip anlatayım, belki ilaç parasını çıkarırız.”
Kederine gömülen Grigor sadece sinirle elini salladı. Hatice, daha fazla lafın boş olacağını anladı. Konuşmadı, sadece komşusuna yeni pişmiş sıcacık mercimek çorbası getirdi.
Kısa süre sonra Grigor yine hastanedeydi. Ayşe’nin durumu kötüleşmişti, adam çaresizlikten yumruklarını sıkıyordu.
“Allah’ım, ya onu kurtar ya da beni de onunla al,” diye düşünüyordu, gözlerini hastane odasının penceresinden gökyüzüne dikmişti. Hava kararıyordu. Karlı bulutlar dünyayı örtüyordu ve Grigor kendini evrende yapayalnız hissediyordu.
“Ayşe Hanım’ı ziyarete gelen var,” diye fısıldadı hemşire, sessizce kapıyı aralayarak.
Grigor şaşkınlıkla baktı. Ayşe’yi kim ziyaret edebilirdi? Yeğeni mi? Ama o acil bir iş seyahatindeydi, yarın gelecekti. Yoksa Hatice mi?
Ama hemşirenin arkasında genç, tanımadığı bir kadın duruyordu. Birkaç adım atarak Grigor’a yaklaştı ve sordu:
“Beni tanımadınız mı? Ben Derya, bir zamanlar yakınlarınızda yaşardım.”
Adam kadının yüzüne baktı ama kim olduğunu çıkaramadı.
“Beni hatırlamıyorsunuz…” diye devam etti Derya. “Ama hatırlamalısınız. Ailem çok fakirdi, siz bize hep yardım ederdiniz. Aç bile kaldığımız olurdu…”
Grigor’un gözünde geçmiş canlandı. Bir daha baktı, sonra neredeyse alnına şaplak atacaktı. Nasıl unutabilirdi? Karşısındaki, karşı evdeki kalabalık ailenin en küçük kızıydı. O zamanlar babalarını, inşaat işçisini kaybedince anneleri altı çocuğuyla tek başına kalmıştı. O günden sonra zor günler geçirdiler. Zamanlar da hiç kolay değildi.
Grigor, şükürler olsun ki iyi kazanıyordu, bu yüzden Ayşe’yle birlikte çocuklara bisküvi, şeker alır, kitap ve oyuncak hediye ederlerdi. Doğrusu, anneleri Elif’e de yardım ederlerdi, ki o iki işte çalışıp zar zor geçiniyordu. Kışın çocukların yırtık ayakkabılar, ince ceketlerle dolaşmasına dayanamıyorlardı…
“Grigor Amca, lütfen üzülmeyin,” dedi Derya, anılarını bölerken. “Hatice Teyze durumu anlattı. Ben Ayşe Teyze’nin ameliyat ücretini ödedim. Yaşayacak. Her şey düzelecek, göreceksiniz.”
“Deryacığım…” diye mırıldandı adam, duyduklarına inanamayarak. “Kızım, bu parayı nereden buldun? Bu çok büyük bir miktar…”
“Hiç merak etmeyin,” diyerek elini sıktı genç kadın. “Yıllardır Amerika’da yaşıyorum, kocamın işi var… Yılda birkaç kez memlekete gelip akrabaları ziyaret ediyoruz. Maddi durumumuz iyi, sizi de destekleyebiliriz.”
Allah, Grigor’un dualarını duymuştu. Ertesi sabah Ayşe’yi ameliyat ettiler. Başarılı geçti. Doktor, eşinin iyileşeceğini söyledi. Birkaç hafta içinde eve dönebilirdi. Ve orada,Ve o evde bir kez daha helva kokusu yayılacak, çaylar sıcak, yürekler sıcacık olacaktı.




