Torunumla Bir Hafta Geçirecektim, Bir de Baktım Şimdi Aylarca Sürecek Bir Görevim Var!

Kızım benden bir haftalığına gelip torununa bakmamı istediğinde, hiç düşünmeden kabul ettim. Önemli sınavlarına hazırlanıyordu ve iki yaşındaki minikle ilgilenmek için yardıma ihtiyacı vardı. Bütün arkadaşlarım şaşkın şaşkın bakıyordu: “Ayşe, senin işin ne, deli misin?” diyorlardı. “Bir kez evet dersen, bir daha kurtulamazsın!” Ama hayır diyemezdim. O benim kızımdı. O benim torunumdu.

İstanbul’un bir ucundaki ufacık iki odalı evlerine bir valizle ve samimi bir yardım etme arzusuyla gittim. Ama çok geçmeden anladım ki, burada sadece bir “nine” değil, aynı zamanda bir temizlikçi, aşçı, çamaşırcı ve üstüne üstlük tam gün beleş bir bakıcı olarak bekleniyordum.

Damat gün boyu çalışıyor, kızım da sabah akşam bilgisayar başında ders çalışıyordu. Bütün ev yükü omuzlarıma bindi: yemek, bulaşık (makine bozuk tabii, elde yıkıyorum), çamaşıra as, yerleri sil…

“Peki” dedim, sabredeceğim. Nihayetinde sadece bir hafta. Tek. Bir. Hafta.

Ama bir hafta iki oldu, sonra üç… Derken bir ay geçiverdi. Kızım sınavları bitirdi, ama bu kez de iş aramaya başladı. Ben gitmedim—nasıl gidebilirdim ki? Torun küçük, bensiz olmaz.

Kalmamı istemediler. Ama gitmeme de izin vermediler. Öylece kaldım, çünkü ihtiyaç vardı. Ama her geçen gün daha çok yan bakış yedim. Önce çorba tuzsuzmuş, sonra damadın gömleklerini yanlış yere asmışım… Derken bir de baktım ki, “rahatsız” bile ediyormuşum.

Evlerinde bir gölge gibiydim. Her şeyi yapıyordum ama kendimi hep yabancı gibi hissediyordum. Kimse “Anne, çok sağ ol” demedi. Kimse açık açık, “Anne, artık dinlenmeye git” demedi. Hep çarpık gülüşler, derin iç çekişler… Oysa bekliyordum, belki bir gün yaptıklarımın kıymetini bilirler diye. Belki bir sarılırlar. Ya da en azından bir tane poşet çay değil, güzel demli bir çay ikram ederler.

Hiç aklıma gelmezdi ki sevgim ve yardımım böyle görünmez bir hapse dönüşecek.

Kendime ait, temiz, sessiz, bir odalı evim var Beşiktaş’ta. Ördüğüm kazaklarım, okuduğum eski kitaplarım, balkondaki menekşelerim orada bekliyor beni. Ama ben buradayım. Her sabah altıda kalkıp kahvaltı hazırlıyorum, torunu besliyorum, giydiriyorum, parka götürüyorum. Gün boyu yemek, çamaşır, yer silme… Akşam yemeği derken, gece çocuk odasındaki kanepede uzanıp düşünüyorum: Acaba hep böyle mi gidecek?

Ama ben bir anneyim. Bir nineyim. Ve vazgeçmem. Bekliyorum. Belki bir gün kızım diyecek ki, “Anne, her şey için minnettarız.” Ya da damat gülümseyip, “Siz olmasanız ne yapardık?”

Şimdilik… sessizlik.

Belki henüz farkında değiller. Gençtir, anlamaları zaman alır annelik fedakârlığını. Bazen öyle hissediyorum ki, beni “doğal bir kaynak” gibi görüyorlar, bir insan değil.

Ama umut etmeye devam ediyorum. Sevgimin, sabrımın boşa gitmediğine inanıyorum. Yaptıklarımın bir gün hatırlanacağını… İyiliğimin, ileride sırtlarında taşıyacakları bir vicdan azabı değil, bir destek olmasını istiyorum. Ki kızım da yaşlanınca bilsin, almanın değil, değer bilmenin önemini.

Hazır değillerse… Beklerim. Ben bir anneyim. Ve tüm anneler gibi, canım yansa bile, yüreğimde sonsuz bir inanç var.

Rate article
Lifequest
Torunumla Bir Hafta Geçirecektim, Bir de Baktım Şimdi Aylarca Sürecek Bir Görevim Var!