Arkadaşım Aylin inanılmaz güzel yemek yapar. Şahane, muhteşem, kabaktan patatesten öyle şeyler çıkarır ki… Bir de hamur işleri! Kırmızı etin her çeşidini yapar!
Neyse, konu bu değil.
Aylin’in fazla kiloları var. Epey fazla ama gerçekten güzel bir kadın, pembecik, hareketli, nefes darlığı yok, tansiyonu yerinde. On beş yıldır evli olduğu bir kocası var, Murat. Ve bu on beş yıl boyunca Murat, o fazla kiloları yüzünden onu alaycı bir şekilde aşağılamış. Çok yaratıcı, özenle seçilmiş sözlerle. Arkadaşlarının yanında. Yabancıların yanında. Sevimliymiş gibi görünen lakaplar takmış — benim inekçiğim, hippopotamım. “Ah, ayağıma bastı, bütün Murat’ım kırıldı.”
Tanıdıkları fit kadınları ve genetik şansı olan herkesi övüyor. Bana da birkaç kez bu şüpheli iltifatlardan düştü, boşuna Aylin’i savunmaya kalktım metabolizma, genetik falan diye… Faydası yok tabii.
Aylin hep gayet soğukkanlı durdu, hatta gülümseyerek karşıladı bu şakaları. Kendi de bazen kendi kilosuyla dalga geçti. Kızı doğduktan sonra durum kötüleşti, kız da onun “elma tipi” vücut yapısını aldı, Murat ergenliğe yaklaşan kızına yüklenmeye başladı: “Bu kadar yemeye ne gerek var, annen gibi olacaksın, kendine bak, güzel olmak istemiyor musun, bu şekilsiz otobur gibi değil!”
İşte o zaman Aylin bir anda uyandı. Murat’la bir, iki, üç kez konuştu, böyle davranamayacağını söyledi ama tabii ki nafile. Sonra bir yıl kadar önce patlama yaşandı. Orada değildim, anlattılar. Murat yine bir topluluk içinde karısının kilosuyla ilgili espri yaparken, Aylin birden “Murat, bıktım artık. Vücudumu beğenmiyorsan tutmuyorum, git kendine incecik birini bul, benden yetti” dedi.
Bir taksi çağırdı, eve gitti. Murat ise hâlâ kendi kendine laf atıyor, şakalar yapıyordu, peşinden gitmeye acele etmedi. “Nereye gidecek ki? Bağırır çağırır, sonra sakinleşir. Kendisi de biliyor, olgunlaşmış domates gibi göründüğünü” diye konuştu. Arkadaşları bile ona yanlış yaptığını, Aylin’in harika göründüğünü anlatmaya çalıştı ama tabii boşuna.
Eve geldiğinde Aylin yoktu. Kızı da yoktu. Meğer eşyalarını toplayıp Aylin’in anne-babasının evine taşınmışlar, onların başka bir semtte evi var. Okula gitmek biraz uzak ama olsun. İkinci darbe ise Aylin’in boşanma davası açması oldu. Murat inanamıyordu: “Ne, şakalarımdan mı? Olamaz! Kesin sevgilisi var!” Tabii hemen ardından ekledi: “Yok ya, kim ister ki onu bu kadar kilolu…”
Tahmin etmişsinizdir. Sevgili falan yoktu, Aylin gerçekten bıkmıştı. İyi bir firmada önemli bir pozisyonda çalışıyor, maaşı gayet yüksek, ailesi de yardım etti — ve boşanmadan önce bile ortak daireyi beklemeden kendine ve kızına yeni bir site içinde güzel 2+1 bir daire aldı.
Mal paylaşımından sonra Murat’a 1+1 bir daire düştü. Arabasını satmak zorunda kaldı, parayı böldüler. Üç yıl daha nafaka ödeyecek, maaşı zaten az, dörtte biri gidince iyice dara düştü. En önemlisi de — arkadaşlarına anlatıyor — eski karısı, o “nankör”, onu on beş yılda lezzetli yemeklere alıştırmış, şimdi hazır yemek yemek zorunda ya da annesine akşam yemeğine gitmek. “Onun tavuğu rüyalarıma giriyor” diyor. “Pilavı! Börekler! Çeşit çeşit börek sıraları! Gözümü açtığımda ağlıyorum.”
Yeni bir kadın mı buldu? Buldu tabii. Ama yemekleri berbat, yenmez ki! “Evet, biraz zayıf ama bizim yaşta artık model mi bulacaksın? Genç mi? Olmadı işte, maaş yetmiyor, bir de kendim pek Apollo gibi değilim, göbek, kel, nefes nefese… Elliye merdiven dayadık.”
En sinir olduğu şey ise: “Aylin kilo verdi” diyor. Çok değil ama belli, en az iki beden küçüldü. Ortak arkadaşlar anlatıyor — kendisi ve kızı için farklı şeyler pişiriyormuş, yine lezzetli ama daha çok sebze ağırlıklı, zaten onlar et manyağı değilmiş. Tatlı börekleri de daha çok Murat istiyormuş, tatlıya düşkünmüş. Geçenlerde markette görmüş — dili tutulmuş. Yanına gidip “Vay, fena değilsin ha, bayağı hoşuma gittin” demiş. “Hadi, neyse, bir daha deneyelim.” Aylin’in cevabı? “Defol!”
Çok gücüne gitmiş tabii. “Ben ona tüm kalbimle yaklaştım, o beni gönderdi” diye ağlıyor. “Eğer ben olmasaydım hâlâ inek gibi dolaşıyor olacaktı, nankör, duygusuz… kadın!”
— Ayşe YılmazMurat şimdi her akşam annesinin yaptığı yemekleri yerken, Aylin’in ve kızının mutlu gülüşlerini düşünüp iç geçiriyor.




