Büyükanne Geldi Oynadı Gitti, Ben İse Hazırla, Temizle, Eğlendir!

Anneanne: geldi, çocukla oynadı, gitti. Ben: yemek yap, temizlik yap, eğlendirmeye çalış.

Sonum geldi. Her hafta sonu bitmekmeyen bir maratona dönüşüyor. Kusursuz bir ev kadını, anne ve misafir ağırlayıcı olmak zorundayım. Ve tüm bunlar, kendine “sevgili anneanne” diyen kayınvalidemin ziyaretleri yüzünden. Geliyor, torunuyla oynuyor, ben ise mutfakta yemek yapıyor, evi topluyor ve sanki hiç işim yokmuş gibi gülümsemeye çalışıyorum. Bu hikâye sadece bana ait değil, ama pek çok insana o kadar tanıdık geliyor ki, her okunduğunda fırtınalar kopartıyor. İnsanlar tartışıyor, kızgınlıklarını dile getiriyor. Anlıyorum ki, herkes böyle bir “yardımı” istemiyor.

Oğlumuzun tek anneannesi var—eşimin annesi, Ayşe Hanım. O, Van’ın küçük bir kasabasından gelen klasik bir anneanne. Eskiden yerel tiyatroda oyuncuydu, her zaman ilgi odağı olmayı seviyor. Sürekli oğlumu ne kadar çok sevdiğini, ona nasıl da özlem duyduğunu, bize nasıl yardım etmek istediğini söylüyor. Ama onun yardımı dediği şey, tiyatro oyunu gibi geçen ziyaretlerden ibaret.

Ayşe Hanım erken emekli oldu ve şimdi vakti bol. Yalnız yaşıyor, günleri yavaş geçiyor, bizim ev ise onun için bir nevi can sıkıntısından kurtuluş yolu. Hayır, torununa bakmak ya da bana biraz nefes aldırmak için gelmiyor. “Misafirliğe” geliyor. Ve ben tek anneanneyi geri çeviremem, değil mi? Sonuçta kötü bir şey yapmıyor. Torununu görmeye hakkı var. Her seferinde ona oyuncaklar getiriyor, kucağına alıp seviyor, bazen bebek arabasıyla avluda kısa bir tur atıyor—ve tüm yardımı bu kadar. Komşular hayran: “Ne harika bir anneanne, her hafta torununu görmeye geliyor!” Ama kimse kapılar kapandığında neler olduğunu görmüyor.

Ben böyle “misafir” ve böyle bir “yardım” istemiyorum, üstelik bedavaysa bile. Kayınvalidem her hafta sonu, eşim Mehmet evdeyken çıkageliyor. Tüm ailenin bir arada olduğu anları seviyor ki gösteri yapabilsin. Bazen kayınpederini, Mustafa Bey’i de getiriyor, ama o nadiren gelmek istiyor—kendine göre bir hayatı, uğraşları var, karısıyla ayrı odalarda bile uyuyorlar.

Şimdi bir düşünün: genç bir anneyim, oğlum henüz bir yaşında bile değil. Huysuzlanıyor, diş çıkarıyor, karnı ağrıyor, geceler uykusuz geçiyor. Ama “annenin yardımından faydalanmalıyım,” çünkü yolda. Bu demek ki; temizlik, yemek, sofra kurmak ve bitmek bilmeyen sohbetler. Mehmet’ten ev işlerini paylaşmasını istedim ama homurdandı: “Bütün hafta çalıştım, biraz dinleneyim!” İşte şimdi mutfak, çocuk ve en sevdiği koltukta torunuyla şekerlemeler yapan bir anneanne arasında mekik dokuyorum.

Ayşe Hanım geliyor, çocukla oynuyor, çayını içiyor, ben ise bir çarkın içindeki hamster gibi koşturuyorum. Yemek yapıyorum, masayı kuruyorum, üstüne süt döndü veya yemek bulaştırdı diye oğlumun peşinden temizlik yapıyorum. Güler yüzlü olmalı, sohbeti sürdürmeli, o tiyatro günlerinden hikâyeler anlatırken gülümsemeliyim. Sonra, süresi dolunca kalkıp gidiyor. Bazen üç saat, bazen yarım saat. Görevini yerine getirmiş gibi ayrılıyor, ben ise bulaşık yığınına ve etrafa saçılmış oyuncaklara bakarak yorgunluktan bitap düşüyorum.

Torunları alıp kendi evinde ağırlayan anneanneleri anlıyorum. İşte bu gerçek bir yardım. Peki ya benimkisi? Benimki bir tiyatro oyunu, ve ben aşçı, temizlikçi ve animatörüm. Eşimle konuşmayı denedim ama o sadece omuz silkti: “Yani, o annem, gelmesine nasıl engel olalım?” Hazırlık yapmamam, temizlik yapmamam öneriliyor, ama o kapıya dayanmışken bunu nasıl yapabilirim? Kendimi bencil hissediyorum, sanki nankör ve tembelim. Ama çok mu şey istiyorum? Sadece kendi evimde rahatça nefes almak istiyorum.

Bu bir iç döküş. Dengenin nasıl kurulacağını, bu tür bir “yardımın” sadece yıprıtmaktan ibaret olduğunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Belki gerçekten fazlasını istiyorumdur. Ama her kayınvalidem gittiğinde ardında bıraktığı karmaşaya bakıyorum ve sadece anne olabileceğim bir hafta sonu hayal ediyorum. Dinlediğiniz için teşekkürler.

Rate article
Lifequest
Büyükanne Geldi Oynadı Gitti, Ben İse Hazırla, Temizle, Eğlendir!