**Günlük, 15 Ekim**
“Niye bana bunları anlattın ki?” diye sordu Elif, sesi adeta bir yabancıya aitmiş gibi soğuk ve keskin.
“Bilmiyorum,” dedi Aslı, aynı boğuk tonla. Devam edecek gibi oldu ama Elif’in bakışlarına takılıp kaldı; diken diken, şüphe dolu, içine işleyen bir bakış. Öyle bakıyordu insan, artık güvenmediği birine.
O cuma, her zamanki gibi iş çıkışı Elif’le Aslı, alıştıkları kafeye uğradılar. Yıllardır süren bir ritüeldi bu: bir kadeh şarap, samimi sohbet, kahkahalar, ara sıra gözyaşları. Hayattan, aileden, koşturmaktan yorulmuş iki kadın. Cam kenarındaki bu masada, kendileri olabiliyorlardı.
Ama o akşam her şey ters gitti.
Elif aniden sevinçle ayağa fırladı, “Affet, bir dakika!” deyip dışarı çıktı. Aslı şaşkınlıkla kaşını kaldırıp arkasından baktı.
Camdan gördü: Elif, zarif, bakımlı, yumuşak gülümsemeli bir kadına sarılıyordu. Aslı donakaldı.
Bir saniye. İki saniye. Kadının yüzü hafızasında canlandı. İçini bir ürperti kapladı.
Bu kadını tanıyordu.
Elif geri döndüğünde, hava değişmişti bile. Aslı zoraki bir gülümsemeyle sordu:
“Kimdi o?”
“Ah, Selin. Kuzenim. Niye sordun?”
“Öyle… yüzü tanıdık geldi.”
“Tanışıyor musunuz? Yakından tanıştırayım mı? Selin harika biridir!”
“Hayır!” diye bağırdı Aslı, ani ve sert. Birkaç kişi döndü. “Affet… gerek yok.”
Elif’in kaşları çatıldı:
“Ne oluyor?”
Aslı gözlerini indirdi, masanın altında ellerini sıktı:
“Elif… Selin’in bir kocası vardı. Adı Can mıydı?”
“Evet. Ne olmuş?”
“O benimleydi. Onların evliliğini ben bitirdim.”
Elif, Selin’in ayrılık hikâyesini hep ondan dinlemişti. Aldatılma. Hayal kırıklığı. Sessizce kabul edilen bir boşanma. Dayanılmaz, sessiz bir acı.
Ve şimdi, bu itiraf Aslı’dan geliyordu. Arkadaşından. Güvendiği kadından.
Aslı konuşmaya devam etti, yıllardır içinde taşıdığı düğümü çözer gibi:
“Selin’le çocukluktan beri arkadaştık. Hep beraberdik: mahalle, okul, üniversite. Sonra Selin, Can’la tanıştı. Önce sevindim. Ama sonra… sonra aklımı kaybettim. Bakışları, sesi… düğünlerinde dans ederken bana sarıldı. Kalbim yerinden oynadı. Nasıl oldu anlamadım. Sadece şunu biliyordum: Onu istiyordum. Selin’in arkadaşı olmak yetmiyordu artık. Rakibi olmak istedim.”
Önce bakışlar. Sonra dokunuşlar. Ardından gece yolculukları. Ve en sonunda, Selin hastanedeyken bir gün. Yardım etmeye gitmiştim. Ama onun kocasının sevgilisi olarak çıktım.
Bana geldi. Yeni bir hayat başlayacak sandım. Oysa cehennem başlamıştı.
Can hep karşılaştırıyordu. Beni eleştiriyor, Selin’in mükemmelliğinden bahsediyordu. Düğün yıldönümlerinde sarhoş olup ağlıyordu. Hep ağlıyordu.
Bir yanılsamada yaşadım. Ta ki anlayana kadar: Beni asla sevmemişti. Sadece kaçabileceği bir limandım. Kalabileceği bir yuva değil.
Elif, dudaklarını sıkarak dinledi. Titriyordu. Aslı’yla yıllar süren bir dostluk. Tavsiyeler, akşam sohbetleri, destek. Ve her şey, ailesine ihanet eden bu kadınla geçmişti. Kız kardeşinin ruhunu öldürmüştü.
“Selin’in kuzeni olduğumu biliyor muydun?” diye boğuk bir sesle sordu.
Aslı başını iki yana salladı:
“Hayır. Şimdi anladım. Ve biliyor musun… şu an ne söylersen söyle, kabul edeceğim. Suçluyum. Çoktan anladım her şeyi.”
Elif ayağa kalktı:
“Öyleyse her şey bitti. Hoşça kal, Aslı. Bol şans. Ben gidiyorum.”
Aslı eve döndüğünde, eşyaların dağıtıldığını, masada şarap ve kirli tabakların olduğunu gördü. Can gelmişti. Ve yalnız değildi.
Yatak odasında genç bir kız, uyuyordu.
Aslı dönüp mutfağa geçti. Çok geçmeden Can, kapıda belirdi. Onun bornozunu giymiş, sarhoştu.
“Başla. Kavga, gözyaşları, suçlamalar. Benim için fark etmez. Ben gidiyorum. Sonsuza kadar.”
“Toplan kendine. Ve defol git.”
Beklemiyordu bunu. Bir sahne bekliyordu. Direnç. Ağlayan o olmalıydı.
Ama Aslı ağlamadı. Gözyaşları çoktan kurumuştu. İçinde sadece bomboş bir acı vardı.
Elif her şeyi Selin’e anlattı. Selin sessizce dinledi. Sonunda sadece şunu söyledi:
“Aslı benim için çoktan öldü. Can da öyle. Affettim onları. Ama bir daha asla hayatıma sokmam. Affetmek kolay. Yeniden güvenmek imkânsız.”
**Bugün öğrendim ki:** Bazen en derin yaralar, en yakın sandıkların elinden gelir. Affetmek mümkün olsa da, güven yeniden inşa edilemeyen bir şeydir.




