**Seven mi? Sevmiyor mu?.. Yoksa sadece kendini mi seviyor?**
“Seçemiyorum ne demek?” diye sert bir sesle çıkıştı Nurten, eski okul arkadaşına öyle bir bakmıştı ki sanki ağır bir suç itiraf etmişti. “İki erkek arasında bocalıyorsan, ikisini de sevmiyorsun demektir. Bu gün gibi ortada.”
“Senin için ortada olabilir, ama benim için değil,” diye iç geçirdi Yasemin. “İkisini de seviyorum. Farklı şekillerde. İkisi de kendince iyi.”
“Sen sadece kendini seviyorsun, onları da peşinde sürüklüyorsun,” diye devam etti Nurten, sesindeki acımasızlıkla. “Seven insan başkalarının duygularıyla oynamaz. Bu adil değil. Ahlaksızlık.”
“Kolay senin yargılaman,” diye duvar yüz çevirdi Yasemin. “Herkes senin gibi mükemmel değil. Ben sevmeyi öğreniyorum. Tecrübem yok. Pazartesi birinciyi sevdiğimi sanıyorum, salı günü kesin ikinciyi, çarşamba yine birinci… Anlayamıyorum işte! Komik değil. İkisi de iyi. İkisi de yabancı değil.”
“Yazı-tura at o zaman, karar veremiyorsan,” diye mırıldandı Nurten. “Bu iki arada bir derede kalmaktan iyidir. Vicdanın da rahat eder.”
“Teşekkürler öğüdün için. Git sen kendi madeni paralarını çeşmeye at, belki şans getirir. Unutma ki senin belki hiç seçeneğin olmadı. Ya da seçecek birini bulamadın?”
“Asla bu kadar uzun süre yalan söyleyemezdim!” diye meydan okudu Nurten. “Benim Mete’m var. O beni seviyor. Ben de onu seviyorum. Her şey yolunda.”
“Tabii tabii… Mutluluklar dilerim,” diye alaycı bir gülümsemeyle ekledi Yasemin.
…
Üç yıl geçti. Nurten, yarı boş bir barda tek başına oturmuş, gözyaşlarına boğuluyordu. Önünde ılık kalmış bir kadeh şarap duruyordu. Aklındaysa, yıllar önceki o konuşma dönüp duruyordu.
“*Asla deme asla*” — kim bilebilirdi ki aynı duruma düşeceğini? Şimdi iki erkek arasında kalmıştı acı içinde… O, yıllar önce herkese akıl veren Nurten.
Volkan’la bir yıldan fazla olmuştu. Her şey mükemmel gibiydi. Güvenilir, akıllı, şefkatliydi. Rüya gibi bir adam. Üstelik niyetleri de ciddiydi.
Ama birden hayatına tekrar Mete girdi. Evet, o Mete. Eski sevgilisi. Kıskançlık, asılsız şüpheler, küçük şeylere sinirlenme yüzünden ayrıldıkları adam.
O günlerde artık ona sevgili gözüyle bakmadığı belli olmuştu. Nurten, onun gözünde görünmez biri haline gelmişti. Hep bir şeyler yanlıştı: sözleri, kıyafetleri, bakışları… Sonra sessizlik. Ayrılık. Acı. Aylarca süren yalnızlık.
Ve bir anda bir telefon. “*Merhaba, nasılsın? Konuşacak kimsem yok. Görüşelim mi?..*”
Gitti. Sadece alışkanlıktan. Sadece geçmişte kaldığına emin olmak için.
Karşısında perişan bir Mete vardı. İşsiz, annesi hasta, kimsesiz. Konuşuyordu, durmaksızın. O da dinliyordu. Acıyordu ona.
Volkan’dan bahsetmedi. Mutlu olabileceğinden, onu bekleyen birinden söz açmadı.
Mete mesaj atmaya, aramaya, buluşmaya çağırmaya başladı. Masumca. Ama gitgide daha sık.
Volkan ise değişmemişti. Yanındaydı. Özen gösteriyordu. Hediyeler alıyor, ellerini tutuyor, o sıcak, aşk dolu bakışlarla ona bakıyordu. Hep.
Ama Mete… Geçmişe dönüş gibiydi. Eski arkadaşlar, konserler, geziler. Onunla yeniden genç oluyordu. Volkan bunu anlamıyordu. O ciddiydi, meşguldü, içine kapanıktı.
Nurten parçalanıyordu. Kalbi ikiye bölünmüştü. Volkan — gelecek kurulacak adamdı. Mete ise acıdığı, belki de hâlâ sevdiği…
Aklında sürekli aynı soru: “Doğruyu nasıl söylerim? Nasıl seçerim?”
Dayanamadığı bir akşam, o eski Yasemin’in numarasını çevirdi. O günkü sözleri için özür dilemek, anlamak için.
“O konuşma için beni affet… Şimdi senin o günkü halini anlıyorum.”
“Affetmek mi? Hiç hatırlamıyorum bile kimi seçtiğimi. Çok eskide kaldı.”
“Ben şimdi senin yerindeyim. İki arada. Seçemiyorum. Korkuyorum. Çok.”
“Seven insan ‘iki arada’ kalır mı hiç? Sen ikisini de sevmiyorsun. Kendini çok seviyorsun sadece. Ya birisi sana böyle yapsa? İkisiyle birden görüşse, sevdiğin adam olsa, ne hissederdin?”
“Hiçbir şey,” diye fısıldadı Nurten.
“İşte cevap. Hiçbir şey. Çünkü böyle yapanlar sadece kendini sever. Nurten, eğer birisi gerçekten değerliyse, onu düşün. Yok olduğunu hayal et. Gittiğini, bir daha asla göremeyeceğini… Gözlerindeki o sıcaklığı, elini tutuşunu…”
“Volkan,” diye ağzından çıktı Nurten’in.
Tüyleri ürperdi. Hayal etti. O bakışlar olmadan, o sıcaklık olmadan… Onun sabrı, sevgisi yokken…
Ve o an anladı — kimi sevdiğini biliyordu.
P.S. Bazen kalbini duymak için, sadece kendine yalan söylemeyi bırakman gerekir.




