Bugün defterimi açıyorum ve içimdekileri dökmek istiyorum. Bu hikâyemi anlattığımda insanlar çeşitli tepkiler veriyor. Kimi kınıyor, kimi anlıyor, ama ben hep aynı şeyi söylüyorum: Hayır, pişman değilim. Çünkü oğlum için çok şey yaptım, onun boynuma çıkmasına ve üstüne bir de “aile” yükünü bırakmasına izin veremezdim.
Ben tek başına bir anneydim. Kocam tembel ve işe yaramaz biriydi, gerçek bir baba olmayı hiç istemedi. Çalışmak ona göre değildi. Evde sigara içer, arkadaşlarıyla içki içer, beni aşağılar ve sırtımdan geçinirdi. Dayandım, ama bir noktada anladım: Ya ben yaşayacağım ya da o. Ve ben ayrıldım. Onu kovduğum gibi, yıllar sonra oğlumu da kovdum.
Üç vardiya çalıştım, kendime zaman ayırmadım, tek derdim oğlum Emre’nin rahat etmesiydi. Karnı doysun, sıcak bir yuvada büyüsün, gülsün diye didindim. İstanbul’un iyi bir semtinde iki odalı bir daire aldım. Ama en önemli şeyi unuttum: Zamanını ve terbiyesini.
Annem yardım etti, ama fazlasıyla. Emre’yi bir “yetim” gibi büyüttü, herkesin ona borçlu olduğunu hissettirdi. Hiçbir şey öğrenemedi. Ne yemek yapmayı ne temizlik yapmayı, ne de teşekkür etmeyi. Ama şikâyet etmeyi iyi biliyordu. “Nine kötü anne, bulaşık yıkatıyor, benim hassas ruhumu anlamıyor” diye ağlardı.
On altı yaşına geldiğinde Emre benden güçlüydü, ama en ufak bir disiplinimde hemen babaannese koşardı. Askerliğe gitmedi tabii, anneannesi “kurtardı” onu. Okumak istemedi. Çalışmak? Hiç değil. Evde oturdu, yedi, içti, arkadaşlarıyla parasını harcadı ve bilgisayar oyunları oynadı.
Sonra bir gün bomba gibi bir haber: “Anne, Dilara hamile.” Dilara, onun on sekiz yaşındaki kız arkadaşıydı, daha üniversitenin ilk yılındaydı ve hayat tecrübesi sıfırdı. “Seninle yaşayacağız” dedi. Ne “izin verir misin”, ne “lütfen”, ne de “minnettarız”. Sadece bir emir: “Artık iki kişiyiz, bize bakacaksın.”
Onunla konuştum. Sordum: “Çalışacak mısın? Nasıl geçineceksiniz? Mesleğin yok, sorumluluğun yok, çocuğu nasıl büyüteceksin?” Sustu. Yere baktı, dudağını ısırdı ve cevap vermedi. İşte o an anladım: Yetti artık. Büyüttüğüm adam, asla büyümemişti. Ona her şeyi verdim, o da bunu hak olarak gördü.
Kavga büyük oldu. Açıkça konuştOnlar şimdi babaannemde yaşıyor, ben ise kendime yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum.




