Kayınvalidemiz Torunla Zaman Geçirmenin Bir İyilik Olduğunu Sanıyor, Oysa Biz Sadece Ziyarete Geliyoruz

Elif, İstanbul’daki evinin penceresinde durmuş, eşi Emre’nin arabanın arkasına dört yaşındaki oğulları Can’ın oto koltuğunu yerleştirmesini izliyordu. Can, büyük anne ve büyük babasını görmenin heyecanıyla durmadan konuşuyordu. Her hafta sonu, onu annesinin evine götürüyorlardı ki büyük anne ve büyük babası torunlarıyla vakit geçirebilsin. Ancak her dönüşte, Elif’in içinde bir öfke kabarıyordu. Annesi Sevim Hanım, Can’a bakarak kızına ve damadına büyük bir iyilik yaptığına inanıyordu. Bu düşünce Elif’i çileden çıkarıyor, patlamamak için kendini zor tutuyordu.

Her şey iki yıl önce, Can’ın büyük anne ve büyük babasıyla hafta sonu geçirebilecek yaşa geldiğinde başlamıştı. Elif ve Emre, anne ve babasının torunlarıyla bağ kurabilmesi için bunun ideal bir fırsat olduğunu düşünmüşlerdi. Sevim Hanım ve eşi Hüseyin Bey, Can’a bayılıyor, onu poğaçalarla şımartıyor, parka götürüyor, masallar okuyorlardı. Elif, oğlunun gözlerindeki mutluluğu görünce içi ısınıyordu. Kendisi de çocukken büyük annesini çok severdi ve Can’ın da böyle sıcak anılar biriktirmesini istiyordu. Ama bu iyi niyetin böyle bir yanlış anlaşılmayla sonuçlanacağını tahmin edememişti.

Her seferinde, Can’ı almaya gittiklerinde Sevim Hanım, kendini feda etmiş bir fedakâr edasıyla karşılıyordu onları. “İşte, size yardımcı oldum, artık rahatça dinlenebilirsiniz,” diyordu ya da “Kolay değil ama sizin için katlanıyorum ki işlerinizi halledebilesiniz.” Elif, dişlerini sıkıyor, damarlarında kanın hızla aktığını hissediyordu. Bağırmak geliyordu içinden: “Sana bebek bakıcılığı yap diye mi getirdik? Sen mutlu olasın diye getirdik!” Ama bunun yerine zoraki bir gülümsemeyle “Sağ ol anne,” diye mırıldanıyordu. Normalde sakin olan Emre bile sabrını yitiriyor, arabada Elif’e “Cidden eğlenmek için mi bırakıyoruz sanıyor? Bu onlar için, bizim için değil!” diye fısıldıyordu.

Elif ve Emre, oğullarıyla geçirdikleri zamana değer vermiyor değillerdi. Tam tersine, onunla oyunlar oynamaktan, Boğaz’da gezmekten büyük keyif alıyorlardı. Ama Sevim Hanım’ın torununa olan özlemini de görüyorlardı. Can, “Büyükanne!” diye koştuğunda gözlerinin nasıl parladığını fark ediyorlardı. Onlara bu mutluluğu sunmak, bir yandan da Can’a geniş bir ailenin sevgisini hissettirmek istiyorlardı. Fakat her defasında anneannesi, “Yoruldum ama neyse, sizin için katlandım,” gibi cümleler kuruyor, sanki çocuğu bir angaryaymış gibi davranıyordu. Elif, suçlu hissetmeye başlamıştı, sebepsiz yere.

Geçen hafta sonu bardağı taşıran damla oldu. Can’ı her zamanki gibi cumartesi sabahı bıraktılar. Sevim Hanım, kapıda iç çekerek, “Oh, yine bütün gün peşinde koşacağım. Ama anlıyorum, sizin de işleriniz var,” dedi. Elif artık dayanamadı. Sesi titreyerek, “Anne, Can’ı sana getiriyoruz çünkü biz onunla ilgilenmekten kaçıyoruz diye değil! Sen ve baba onunla vakit geçirin, o sizi tanısın, sevsin diye! Bu bizim için değil, sizin için!” dedi. Oda birden sessizliğe büründü. Sevim Hanım şaşkın şaşkın göz kırpıyor, Hüseyin Bey ise koltuğuna gömülüp gazetesine daldı. Emre, Elif’in elini sıkarak “Aferin, sonunda söyledin,” der gibi baktı.

O akşam Can’ı almaya gittiklerinde, Sevim Hanım her zamankinden daha sakindi. Şikayet etmedi, iç çekmedi, sadece torununu kucaklayıp sessizce “Gene gelin,” dedi. Elif bir yandan rahatlamış, bir yandan da biraz suçlu hissetmişti. Acaba fazla sert mi olmuştu? Ama Emre direksiyona geçerken gülümsedi: “Alışsın, çocuğu ona yük olarak bırakmıyoruz, sevincimizi paylaşıyoruz.” Can arka koltukta şarkı mırıldanıyordu ve Elif, onun bu mutluluğu için annesine gerçeği defalarca anlatmaya hazır olduğunu düşündü.

Artık Can’ı büyük anne ve büyük babasına götürmeye devam ediyorlar, ama daha temkinli. Elif, annesinin sonunda anladığını umuyor: onlar bir bakıcı aramıyor, oğullarının sevgi dolu bir aileyle büyümesini istiyorlar. Ama ne zaman Sevim Hanım’ın ağzından bir “iyilik” lafı çıksa, içinde isyan kabarıyor. Biliyor ki aile bir alışveriş değil, sevgi demek. Ve eğer annesi bunu anlamazsa, Elif onu bir kez daha uyarmaya hazır. Can için. Gerçekler için…

Hayat bazen yanlış anlaşılmalarla dolu olabilir, ama sevgi samimiyetle anlatıldığında, en katı kalpler bile yumuşar.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidemiz Torunla Zaman Geçirmenin Bir İyilik Olduğunu Sanıyor, Oysa Biz Sadece Ziyarete Geliyoruz