Ayşe Hanım, Konya’nın merkezindeki pazardan kupkuru mis kokulu çilekler alıp oğlu ile gelinine götürmeye karar verdi. Hafta sonu olduğu için Yunus ve Deniz evde olmalıydılar. Eski taş binadaki dairelerinin kapısı aralıktı, Ayşe çalmadan içeri girdi. Tam “Kimse yok mu?” diye seslenecekken, Deniz’in odadan ağlayarak telefonla konuştuğunu duydu. “Allahım, Deniz neden bu kadar hıçkırıyor?” diye iç geçirdi kayınvalide. Sessizce yaklaşıp nefesini tutarak dinledi. Duydukları karşısında dili tutuldu.
Pazardan aldığı sulu çilekleri Yunus’ların evine götürmüştü. Kapı açıktı, çalmadan girdi.
Seslenecekken Deniz’in telefonla ağladığını duyunca donakaldı. Koridorda sessizce dinlemeye başladı.
“Gamze, artık bana hiç ilgi göstermiyor,” diye hıçkırıyordu Deniz. “Yeni elbise aldım, tek kelime etmedi. Sürekli surat asıyor, hiçbir şeyden memnun değil. Telefona gömülüp uyuyor. Sanki yanında ben yokum. İşten gelince direkt eve. Başka biri olduğunu sanmıyorum. Eskiden çocuk hayali kurardık, şimdi ağzımı açmaya korkuyorum. Beni artık sevmiyor sanırım ama söylemeye de cesareti yok. Gamze, bu son. Yunus’suz yapamam, ondan başkasını istemem!”
“Dinlediğin için sağ ol,” diye devam etti Deniz. “Anlatacak kimse yok. Annem kendi hayatında, kayınvalidem oğlunu savunur, o yüzden susuyorum.”
Konuşma bittiğinde Ayşe yüksek sesle,
“Evde kimse yok mu?” diye seslendi.
“Buyurun Ayşe Teyze,” diyerek gözlerini silerek çıktı Deniz.
“Deniz’im, size taze çilek getirdim,” diye gülümsedi Ayşe, sepeti uzatarak.
“Teşekkürler, tam da alacaktım,” dedi Deniz. “Buyurun, çay içer misiniz? Pasta var.”
“Olur, sağ ol,” diye başını salladı Ayşe.
Deniz çay demlerken Ayşe duydukları hakkında düşünüyordu. Demek oğlunun evinde işler yolunda gitmiyordu.
“Nasılsınız, Yunus ne alemde?” diye sordu. “Aramıyor, ziyarete de gelmiyorsunuz. Ben de karışmak istemiyorum, meşgulsünüzdür…”
“İşten güçten vakit bulamıyor,” diye iç çekti Deniz. “Geliyor, yemek yiyor, dizi izliyor, yatıyor. Hiçbir yere gitmiyoruz, evde tıkılı kaldık, sanki emekliyiz.”
Ayşe güldü. Gelininin samimiyetini seviyordu. Üç yıldır evliydiler, daha önce de uzun süre çıkmışlardı. Daha iyi bir gelin olamazdı: alımlı, zeki. Ayşe Deniz’i kızı gibi benimsemişti, hiçbir kıskançlık yaşamamıştı.
“Yunus’un bu hali garip,” diye düşünceli konuştu Ayşe. “Gençsiniz, çocuk da yok, gezsenize, misafirliğe gitsenize, niye evde oturuyorsunuz?”
“İşte ben de onu diyorum,” diye sesi titredi Deniz’in. “Galiba benden soğudu.”
Ağlamaya başladı. Ayşe şaşırdı ama hemen teselli etti:
“Deniz’im, yok canım tabii ki seviyor seni! Belki işte sıkıntı vardır, yoruluyordur. Konuş bir.”
“Açtım konuyu, ‘her şey normal, kuruntu yapma’ diye tersliyor,” diye hıçkırdı Deniz. “Ben çocuk istiyorum ama bunun için… çaba gerek.”
“Nasıl yardım edebilirim bilemiyorum,” diye iç geçirdi Ayşe. “Oğlumu zorla dinletemem, seni de sıkıştırmak istemem. Kızar, ‘niye anama şikayet ediyorsun’ der. Bir çare bulmalı…”
“Biliyor musun,” diye aklına bir fikir geldi Ayşe’nin, “bir yöntem var. Hislerini uyandırmak gibi.”
“Nasıl?” diye gözlerini sildi Deniz. “Kocamı kaybetmemek için her şeyi yaparım.”
“Komşunun yeğeni geldi, Cem. Uzun boylu, yakışıklı, esmer. Tiyatroda çalışıyor, kızlar bayılıyor. Belki Yunus seni kıskanır? Bir tanıdığımın başına gelmişti: kocası soğumuştu, bir iş arkadaşı arabayla eve bırakınca kıskanmış ve her şey düzelmişti. Cem’le konuşayım, bir plan yapalım. Kaynanayım diye bakma, ben de bir kadınım ve sizin mutlu olmanızı istiyorum.”
Deniz şaşkınlıkla baktı:
“Hayır, bu biraz saçma,” diye başını iki yana salladı. “Belki kendiliğinden düzelir…”
“Sen bilirsin, ama lazım olursa hazırım,” diye göz kırptı Ayşe. “Şimdilik aklıma başka bir çare gelmedi.”
“Destek için teşekkürler,” diye fısıldadı Deniz. “Umarım gerekmez. Aaa, Yunus geldi!”
“Anne, merhaba!” diye içeri girdi oğlu. “Bir şey mi oldu?”
“Merhaba yavrum,” diye gülümsedi Ayşe. “Size çilek getirdim, Deniz’le çay içiyoruz. İşler nasıl?”
“Normal,” diye tersledi Yunus. “Babam?”
“Arkadaşıyla ava gitti,” diye cevap verdi Ayşe. “Peki siz niye hiçbir yere gitmiyorsunuz? Hava güzel, siz evdesiniz…”
“Canım istemiyor,” diye elinin tersiyle işaret etti Yunus. “Evde film izlerim daha iyi.”
Deniz, kayınvalidesine bakıp omuz silkti. Dedikleri gibiydi: hiçbir şeye hevesi yok, asık suratlı. Nesi var böyle? Böyle güzel bir kız varken…
Birkaç gün sonra Deniz telefon açtı, sesi titriyordu:
“Ayşe Teyze, planınızı kabul ediyorum! Dayanamıyorum artık! Saçımı kestirdim, rengini değiştirdim – herkes çok yakıştı diyor, Yunus tek laf etmedi! Tamamen ilgisiz! Belki gerçekten şok etkisi yapmalıyız? Görelim, beni istiyor mu istemiyor mu? Cem’le konuşur musunuz? İş için görüştüğümüzü söyleyelim – sonuçta ben grafik tasarımcıyım, müşterilerim oluyor. Yunus bizi birkaçYunus birkaç gün sonra Deniz’i Cem’le kafede görünce yüreği ağzına geldi ve o an asıl aşkının kim olduğunu anladı.




