Yitik Çiçekler: Aşk ve Dramın Hikayesi

Kırık Güller: Elif ile Emre’nin Aşk Dramı

Güneş doğarken, Lale Hanım kapıyı hızlıca açarak kızının evine girdi, ayak sesleri sessizliği yırttı. Elif’i mutfakta, yüzünü avuçlarına gömmüş, omuzları titrerken görünce donup kaldı.
“Elifciğim, ne oldu?” dedi, sesi endişeyle titriyordu.
Elif cevap vermedi, yalnızca hıçkırarak ağlıyordu.
“Kızım, bebekle bir şey mi oldu?” diye sordu Lale Hanım, yüreği korkuyla sıkıştı.
“Hayır, anne, bebek iyi,” diye fısıldadı Elif, yaşlı yanaklarını sildi.
“O zaman neden böyle matem tutar gibi ağlıyorsun?” diye üstüne yürüdü Lale Hanım, kızının yüzüne dik dik bakarak.
Elif konuşamadı, boğuk bir sesle haykırdı:
“Anne, işte! Bak!” Telefonunu uzattı, ekranında parıldayan bir mesaj vardı.

Lale Hanım, elleri titreyerek telefonu aldı, gözlerini mesaja kaydırdı ve yıldırım çarpmış gibi dondu.

Bu sırada Emre, uzun bir iş seyahatinden dönmüş ve Eskişehir’in banliyösündeki evlerinin kapısına ağır çantasını sessizce bırakmıştı. Elinde, Elif’in en sevdiği kırmızı güllerden oluşan gösterişli bir buket vardı. Karısını sürpriz yapmak, gelişini haber vermemek istemişti. Kalbi heyecanla çarpıyordu; içeri girecek, hiçbir şeyden haberi olmayan Elif’i kucaklayacak, saçlarının kokusunu içine çekecek ve aylardır yapmadığı gibi onu öpecekti. Kendini ele vermemek için sessiz adımlarla kapıya yaklaştı ve mutfaktan gelen kaynanasının sesini duyunca durdu.

“Elif, sana kaç kez dedim, sen daha iyisine layıksın! Artık bu zincirleri kırma vaktin geldi! Sabretmek yeter, susmak yeter! Kararını vermelisin!” Lale Hanım’ın sesi keskin ve kararlıydı. “O seni tüketti, sen hâlâ ona acıyorsun! Harekete geçmelisin kızım, böyle şeyler ertelenmez. Tecrübeme güven, bu senin için daha iyi olacak!”

Emre’nin ayaklarının altındaki zemini kaydı. Kaynanasının sözleri kızgın demir gibi yakıyordu. Elif susuyordu, itiraz etmiyordu ve bu sessizlik onun yüreğini parçalıyordu. Gerçekten de onu layık görmüyor muydu? Bütün bu zaman onun yanında acı mı çekmişti? Buket güller elinde titredi. İçeri girmedi, sessizce ayakkabılarını giydi, çantasını kapattı ve kapıyı hiç ses çıkarmadan kapatıp, kendini evinin dışında buldu.

Emre’nin içi boş ve soğuktu, sanki göğsüne kış rüzgârı dolmuştu. Her zaman yakın hissettiği kaynanasının ondan nefret ettiğine inanamıyordu. Peki ya Elif? Eğer o kararını vermişse, ona kendisini terk etme fırsatı vermeyecekti. Onu delicesine seviyordu ama eğer mutsuzsa, onu özgür bırakacaktı—Elif’in mutluluğu için.

Emre bir arkadaşının yanına gitti, sabaha kadar kaynanasının her kelimesini zihninde çevirip durdu. Sabah, ağır bir yürekle Elif’e bir mesaj yazdı: “Başkasını seviyorum. Beni bekleme. Mutlu ol. Hoşça kal.” Mesajı gönderdiğinde içinde bir şey koptu. Hemen trene atlayıp İstanbul’a gitti, geçmişi hayatından tamamen silmeye kararlıydı.

İstanbul’da telefon numarasını değiştirdi, Elif’in tüm fotoğraflarını sildi ki anılar ruhunu kemirmesin. Tramvay sürücüsü olarak işe girdi, küçük bir oda kiraladı ve kendini işe verdi. Eve geç saatlerde dönüp yatağa yığılıyor, uykuyla unutmaya çalışıyordu. Günler, haftalar, aylar böyle geçti.

Elif, gece yarısı mesajı aldığında gözlerine inanamadı. Defalarca okudu, gözyaşları sel gibi aktı. Emre’yi bekliyordu, dönüşünü sayıyordu, o ise… ona ihanet etmişti. Sabah Lale Hanım kızını ağlarken görünce paniğe kapıldı.
“Elif, ne oldu? Bebekle bir şey mi var?”
“Hayır, anne,” diye hıçkırdı Elif ve telefona uzandı.

Lale Hanım mesajı yüksek sesle okudu:
“Başkasını seviyorum. Beni bekleme. Mutlu ol. Hoşça kal.”
“Allahım,” dedi, elini göğsüne bastırarak.
“Anne, neden böyle yaptı?” diye ağladı Elif. “Yoldayken bir başkasını bulmuş! Ben ise… yalnız kaldım. Nasıl yaşayacağım? Ya çocuğumuz? Bebek için o kadar heyecanlanmıştı, şimdi bizi terk etti!”

“Böyle konuşma,” dedi Lale Hanım yumuşak ama kararlı bir sesle, kızını kucaklayarak. “Yaşayacak bir nedenin var. Yakında anne olacaksın. Bu senin anlamın, mutluluğun. Üstesinden geleceğiz, ben yanındayım. O ise… senin gözyaşlarına değmez.”

Annesinin sözleri Elif’i biraz olsun rahatlatmıştı. Hâlâ Emre’yi seviyordu ama bu duyguları kalbine gömdü, bir gün döneceği umuduyla. Kısa süre sonra sağlıklı bir erkek bebek dünyaya getirdi, adını Arda koydular. Tıpkı babası gibiydi: aynı gözler, aynı sarı bukleler. Elif sık sık oğluna bakıp mırıldanıyordu:
“Arda Emre, küçük oğlum, acıktın mı?”

Arda zeki ve neşeli bir çocuk olarak büyüdü, Elif’in günlerini sevinçle doldurdu. Çocuk üç yaşına geldiğinde, Elif onu İstanbul’daki arkadaşı Selma’ya götürmeye karar verdi. Birkaç gün sonra Arda’yı hayvanat bahçesine götürdüler. Yakın olduğunu düşünerek tramvaya bindiler. Ve orada, direksiyon başında onu gördü—Emre’yi.

Elif donakaldı, kalbi yerinden fırlayacak gibiydi.
“Em”Emre gözlerindeki şaşkınlıkla karısına baktı, yılların acısı ve özlemi bir anda yüreğine doldu.”

Rate article
Lifequest
Yitik Çiçekler: Aşk ve Dramın Hikayesi