İhanetin Gölgesi: Marina’nın Özgürlük Yolu
Marina, uzun bir iş gününün ardından yorgun argın, İzmir’deki evine ağır market poşetlerini taşıdı. Poşetleri mutfağa bırakıp üstünü değiştirdiğinde, eşinin evde olmadığını fark etti.
“Tuhaf,” diye mırıldandı kaşlarını çatarak. “Bu saatte nerede dolaşıyor? Yine mi işte kaldı?”
Oğlu Emir, komşu şehirde teyzesinin yanındaydı. Marina çorba yaptı, tek başına yedi ve kanepeye uzanıp sosyal medyayı açtı. Önerilerde parlak gülümsemeli genç bir kızın profili çıktı. Merakına yenik düşen Marina, profiline girdi ve fotoğrafları görünce sanki yumruk yemiş gibi oldu.
“Sonunda geldik!” Marina, taksiden adımını atarken midemin bulantısı hâlâ geçmemişti. Şişedeki ılık suyu büyük bir yudumda içti. Deniz yolculuğuna hiç alışkın değildi ve taksi şoförü de fren nedir bilmiyor gibiydi.
“Anne, iyi misin?” Arabalara babası kadar düşkün olan Emir endişeyle ona baktı.
“İyiyim Emirciğim, sadece biraz midem bulandı. Biraz dinlenince otele yerleşiriz!”
Bu tatil planlanmamıştı. Marina, artık eşiyle aynı çatı altında kalamayacağını anlamıştı. Fazla mesai yapıyor, Emir’le parkta saatlerce dolaşıyor, sadece onu görmemek için. Evlerinin penceresinden Murat’ın olduğu yere bakmak midesini bulandırıyordu.
“Anne, bak burada kaydıraklar var! Oynayabilir miyim?” Emir elini çekiştirdi.
“Tabii canım, git. Ben eşyaları yerleştiriyorum.”
Marina’ya tombul yanaklı, geniş gülümsemeli bir kız yaklaştı:
“Ayy, yeni gelenler! Ne tatlı oğlunuz var! Ben onunla ilgileneyim, sonra da bana yardım edersiniz! Burada herkes birbirine yardMarina, yorgun gözlerini kapatarak bu yeni başlangıcın heyecanını hissetti ve içinden, “Artık her şey daha güzel olacak,” diye geçirdi.




