Evin içinde bir fırtına: Selen’in dramı
Selen, kocasını işe uğurladıktan sonra, biraz huzur bulma hayaliyle İzmir’deki şirin apartman dairesinin yatak odasına geçti. Daha yatağa uzanamıştı ki, kapı sertçe çalındı.
“Aç şunu, çabuk!” diye keskin bir ses duyuldu. Kapının ardında kayınvalidesi Emine Hanım duruyordu, gözlerinde kararlı bir ışık vardı.
“Emine Hanım, bir şey mi oldu?” diye tedirgin bir sesle sordu Selen, kalbi kötü bir hisle sıkışıyordu.
“Uyuyor muydun? Hazırlan, bana bir oda ayarlayacağız! Size taşınıyorum!” diye sert bir şekilde ilan etti kayınvalide, adeta meydan okuyormuş gibi.
“Nasıl taşınıyorsunuz? Neden?” Selen donup kalmıştı, duyduklarına inanamıyordu.
Selen ve Murat’ın evinde mutlu bir bekleyiş vardı—Selen beş aylık hamileydi. Ancak bu mutluluğu gölgeleyen şey, kayınvalidesinin baskıcı “ilgisi”ydi. Emine Hanım torun haberi aldığından beri, Selen’i boğarcasına bir koruma içgüdüsüyle sarıp sarmalamıştı.
Oğluna her zaman düşkün olan Emine Hanım, gelinine olan ilgisinde sınır tanımıyordu. Konuşma tarafı ağır bir yük gibiydi: her kelimesi övgü ve zehir karışımı taşıyordu.
“Seni görüyorum da içim cız ediyor,” demişti bir gün, yine habersiz gelmişti.
“Neden?” diye şaşırmıştı Selen, kendine bakarak.
“Ayna mı karşına geçtin hiç?” Kayınvalidesi gözlerini kısarak baktı. “Bir deri bir kemik! Ellerin çöp gibi, kalçan dar. Nasıl doğuracaksın? Sadece gözlerin güzel, Murat da onlara kanmış herhalde. Senin başka bir özelliğin yok ki!”
Selen afallamıştı. İltifat mıydı bu, hakaret mi? Nasıl karşılık vereceğini bilemedi.
“Sen galiba çocukken hep hastaydın,” diye lafını bitirmedi Emine Hanım. “Senin ailene ne oluyordu?”
“Hasta değildim!” diye Selen patladı. “Ailem her yaz beni denize götürürdü!”
“İşte ben de onu diyorum, götürürlerdi çünkü zayıftın. Unutmuşsun bile!” diye kesip attı kayınvalide, lafı noktalamış gibi.
Onun “özel” ilgisi böyleydi: övecek olsa bile mutlaka bir iğne batırırdı. Tek istisnaları oğlu Murat ve başka bir şehirde yaşayan kızı Ayşe’ydi. Onları koşulsuz severdi.
Yedinci aya geldiğinde, Selen’in doğumdan değil, kayınvalidesinin bir sonraki ziyaretinden korkusu başlamıştı. Doğum gününü bile iptal etmeyi düşünmüştü, sırf Emine Hanım’ı görmemek için. Ama Murat ısrar etmişti:
“Seni mutlu etmek istiyorum, Selen. Ailece kutlamak güzel olur!”
Murat, annesinin üslubuna alışkındı, Selen’in onun laflarından nasıl yara aldığını fark etmiyordu.
“Selen, doğum gününü evde kutlayalım mı?” diye teklif etti, kutlamaya bir hafta kala. “Restoran kalabalık, senin hamile halinle risk almaya gerek yok.”
“Neden evde?” diye isteksizce sordu Selen.
“Doğuma az kaldı, hastalık kapma ihtimalin var,” diye bahaneyi yapıştırdı.
“Tamam,” diye iç geçirdi Selen. “Ama büyük bir şey olmasın, ben hazırlayamam.”
“Annem erken gelir, yardım eder!” diye sevinçle haber verdi Murat.
Selen dondu, gözleri karardı.
“Bu Emine Hanım’ın fikri miydi?”
“Ne alaka? Ben kendim karar verdim!” diye savunmaya geçti.
“Tabii canım! Onun fikri olmadan hiçbir şey yapamazsın!” diye Selen patladı.
“Selen, annem iyilik için uğraşıyor!”
“Sus! Evde kutluyoruz, ama bana annem yardım edecek!”
“Seninkilerin banliyöden gelmesi bir saat sürer, annem iki adım ötede,” diye itiraz etti Murat.
“Onlar bir gün önce gelip kalacaklar!” diye kesip attı Selen.
“Bu ne huysuzluk böyle?”
“Bir laf daha edersen, annemlere köpeği de getirtirim!” diye sert çıkıştı.
“Biliyorsun, köpeklerden nefret ederim,” diye hatırlattı Murat.
“İşte tam da bu yüzden!” Selen yatak odasına çekildi, kapıyı çarparak.
Kutlamadan önceki gün, Selen’in anne babası Gülşen Hanım ve Cemal Bey, hediyelerle geldi. Bahçelerinden sebzeler ve bebek için kıyafetler getirmişlerdi. Gülşen Hanım, kızının batıl inançlara takılmadığını biliyordu, rahatça bebek eşyaları alıyordu. Selen ve Murat şimdiden beşik ve puset almışlardı ama bunu kayınvalideden saklıyorlardı.
“Anne, Emine Hanım’a bebek eşyalarından bahsetme, olur mu?” diye rica etti Selen.
“Yoksa hâlâ hurafelerle mi uğraşıyor?” diye sordu Gülşen Hanım.
“Ah, nefes aldırmıyor. İzin almaya başladığımdan beri, her kapı zili çaldığında irkiliyorum.”
“Peki Murat’la aran nasıl?”
“O iyi. İşte kaybolmuş durumda. Ama kayınvalide…”
“Bu iş böyle olmaz,” diye kaşlarını çattı annesi. “Yarın onunla konuşacağım.”
“Anne, yapma!”
“Otuz yıldır anneyim, seni kimsenin incitmesine izin vermem!” diye kesin bir dille karşılık verdi Gülşen Hanım.
Selen’in doğum günü sabahı, anne babası mutfakta telaşla hazırlık yapıyordu.
“Kızım, doğum günün kutlu olsun!” Cemal Bey ilk sarılan oldu.
“Güzeller güzeli kızım, mutlu ol!” diye Gülşen Hanım da katıldı.
Selen, kocasının hediyesiyle övündü—Murat ona bir yüzük ve hayalini kurduğu bir serginin biletini almıştı.
“Kızım, kocana çok şanslısın!” diye gülümsedi kayınp”O günden sonra Emine Hanım bir daha kapılarını çalmadı, ama Selen içten içe biliyordu ki bu sessizlik geçiciydi.”




