Kusursuz Anne Maskesi: Kayınbiraderin İkiyüzlülüğü
“Bu tam bir rezalet! Sürekli sosyal medyada kızıyla fotoğraflar paylaşıyor, şeker gibi sözler yazıyor, ama kendisi dört yıldır onu aklına bile getirmiyor! Ne iğrenç bir gösteriş!” diye haykırdı Özlem, sesi öfkeden titrerken. Dostuna, yüreğini kemiren acıyı anlatıyordu.
Küçük bir İstanbul kahvesinde oturmuş, yıllardır yurtdışında para kazanıp kızını unutan kayınbiraderinden bahsediyordu. “Tamam, pandemi vardı, gelemedi. Ama daha önce de çocuğu umursamıyordu ki! Sadece herkes onun ne kadar şefkatli bir anne olduğunu sansın diye fotoğraf paylaşıyor. Bir anne nasıl para uğruna kızını terk edebilir?” Özlem, fincanı öyle sıktı ki parmakları beyazlaştı.
Kayınbiraderinin kızı, 14 yaşındaki Elif, anası hayatta yetim gibiydi. 70’ini geçmiş babaannesi, bir gençle başa çıkmakta zorlanıyordu. “Kayınbiraderim illüzyon yaratmada usta,” diye devam etti Özlem. “Ben Elif’e bakıyorum da yüreğim parçalanıyor. Kız annesiz büyüyor, o ise sadece para gönderiyor, sanki her şeyi çözüyormuş gibi!”
Özlem ile kayınbiraderi Deniz aynı yaştaydılar. Özlem’in iki çocuğu, bir mortgage evi ve zorluklara rağmen mutlu bir ailesi vardı. Kocasıyla uyum içinde yaşamaya çalışıyorlardı, ama kocasının kız kardeşi Deniz’in gölgesi sürekli evlerinin üzerine çöküyordu.
“Deniz’in ailesi hep onu şımarttı,” dedi Özlem. “Dokuz yıl önce dul kalınca, her şeyi onun için yaptılar: Torunlarına baktılar, para verdiler. Sonra birkaç yıl geçti, bir Alman’la tanışıp evlendi ve Almanya’ya taşındı.”
Deniz, kızını yanında götürmeyi planlamamıştı. Önce yerleşeceğini, sonra Elif’i almak için geri döneceğini söylüyordu. Ama yıllar geçti ve bir daha gelmedi. Almanya’da moda ajansında fotoğrafçı olarak iyi para kazanıyordu. Kocası varlıklıydı, lüks içinde yaşayabiliyordu.
“Herkese, Avrupa’da eski evlilikten çocukları yeni kocaya götürmenin ayıp olduğunu söylüyor,” diye iç çekti Özlem. “Elif orada sıkılacakmış, kimse ona ilgi göstermeyecekmiş. Bunlar sadece bahaneler! Kızı olmadan yaşamak ona daha kolay geliyor!”
Elif, annesini yıllarca bekledi. İlk beş yıl inandı, sonra umudunu kaybetti. Deniz, kızının Türk okulunu bitirmesi gerektiğini, yoksa dil bilmediği için hiçbir yere alınmayacağını söylüyordu. Özlem ise bunları boş mazeretler olarak görüyordu. “Ona para göndermek ve uzaktan anne rolü yapmak daha kolay,” diye mırıldandı. “Tüm dertleri bize yıktı.”
Deniz’in anne-babasına ve Elif’e bakma görevi, Özlem’in kocası Emre’ye kalmıştı. Bir komşu evlerini su basardı, bir babasının ameliyatı olurdu, bir yazlıkta çatı çökerdi. Özlem ile Emre, kendi işleriyle başkalarının dertleri arasında koştururken, Deniz sadece para gönderip sorumluluktan kurtulduğunu sanıyordu.
Bir ay önce Deniz, ansızın İstanbul’a geldi. Elif’in yanından ayrılmadı, sosyal medya için fotoğraflar çekti, hediyelere boğdu. Kız, nefesini tutmuş, annesinin onu nihayet yanına alacağını bekliyordu. Ama mucize olmadı. Deniz tek başına giderken, Elif odasına kapanıp hıçkıra hıçkıra ağladı. Özlem onu teselli etmeye çalıştı, ama ne diyebilirdi ki?
“Aile yaşlanıyor, bir gençle uğraşmak onlara zor geliyor,” dedi Özlem, sesi titreyerek. “Elif zor bir çocuk, sürekli göz kulak olmak gerekiyor. Deniz ise sadece parayla kurtulmaya çalışıyor. ‘Ben her şeyi öderim, siz halledin’ diyecek kadar vicdansız. Ama Elif’in gönlü kırık! Biz Emre’yle veli toplantılarına gidiyoruz, derslerine yardım ediyoruz, peki anne nerede?”
Özlem bir gün dayanamayıp Deniz’e yazdı, onun kayıtsızlığının kızı nasıl incittiğini anlatmaya çalıştı. Ama kayınbiraderi kesip attı: “Bizim ailemize karışma! Bu seni ilgilendirmez!”
“Benim ailem değil mi?” diye isyan etti Özlem. “O zaman neden bütün bu yükü ben taşıyorum? Kayınvalidem tabii ki kendi kızını savunuyor. Deniz kolay yolu seçti: Ne yaşlılar ne de bir genç onun derdi olsun istemiyor. Ama sosyal medyada mükemmel anne rolü yapıyor! Sayfası mutlu fotoğraflarla dolu, gerçek hayatta ise tam bir boşluk. Ne ikiyüzlülük!”
Özlem, kahvenin camından dışarı baktı. Yağmur, camda desenler çiziyordu. Elif’i düşündü, her akşam telefonuna bakıp annesinden bir mesaj umut eden kızı. Sarılıp sarmalanması gereken bir aileyi düşündü. Ve kendisiyle Emre’yi, hayatları başkalarının sorunlarıyla boğuşmakla geçen iki insanı…
Deniz ise kaygısız hayatına devam ediyor, “Canım kızım” yazılı yeni fotoğraflar paylaşıyordu. Ama Özlem biliyordu ki bu güzel karelerin ardında, kırık bir genç kalbi ve terk edilmiş bir aile vardı.
Böyle bir duruma nasıl bakarsınız?




