Bugün günlüğüme yazmak istiyorum çünkü içim çok dolu. Oğlum Can, eve bir kadınla birlikte geldi ve şimdi kendi evimde yabancı gibi hissediyorum.
“Anne, bugün sevgilimi getireceğim. Tanışmanızı istiyorum. Uzun zamandır hayal ediyordum, ama bir türlü kısmet olmadı. Onun kızı şu an anneannesinde, bugün mükemmel bir gün,” dedi Can, İzmir’deki geniş evimizin salonunda bana bu sözleri söylediğinde donup kaldım. Yüreğim sıkıştı, bir anda içime korku düştü. Can daha yirmi bir yaşında ve şimdiden bir çocuklu bir kadınla mı görüşüyor? Onun özel hayatından hiç haberim olmamıştı, bu haber gök gürültüsü gibi çarptı üzerime.
Altı yıl önce eşimi kaybettim. Eşim Cem, kırk üç yaşındayken bir anda gitti. Bir pıhtı, kalbini durdurmuş. Daha dün gibi güçlüydü, aşkımız sanki hiç bitmeyecekti. Cem’le çocukluktan beri beraberdik: aynı sırada otururduk, hayaller kurar, kahkahalar atardık. İlkokulda saçımı çekiştirir, ortaokulda çantamı taşırdı. Lisede birbirimize aşkımızı itiraf ettik. On sekizimizde evlendik, onsuz bir hayat düşünemezdik.
Evliliğimiz mutluydu. Birbirimize destek olduk, beraber okuduk, çalıştık, bu evi kurduk. Can on üç yaşına geldiğinde ikinci çocuğu hayal ediyorduk ama kader başka türlü yazılmış. Cem’in ölümü dünyamızı altüst etti. O zamanlar on beşinde olan Can içine kapandı. Ben de dişimi sıktım, oğluma destek olmak için kendimi topladım. Çalıştım, onu büyüttüm, sonunda başardım gibiydi. Can büyüdü, üniversiteye girdi. Oh be, derken bir nefes aldım ama anlaşılan erken rahatlamışım.
“Anneciğim, tanış, bu Aylin. Sevgilim,” dedi Can, kapıyı aralayarak.
Yanında uzun sarı saçlı, zarif bir kadın duruyordu. Şık bir elbise ve topuklu ayakkabılarıyla gülen Aylin’e ben ne yazık ki aynı sıcaklıkla karşılık veremedim. Neredeyse benim yaşımdaki bu kadın, oğlumdan en az on beş yaş büyüktü. İçimde bir şeyler sıkıştı ama belli etmeden gülümsedim, sofraya buyur ettim.
Yemekte Aylin kendinden bahsetti. Otuz dokuz yaşındaymış, İzmir’de kiralık bir evde yaşıyormuş, başka bir şehirden gelmiş. Kızı Zeynep beş yaşındaymış, anaokuluna gidiyormuş.
“Tabii ki şaşırmışsınızdır,” dedi Aylin, bana anlamlı bir bakış atarak. “Ben Can’dan çok daha büyüğüm. Ama yaş sadece bir sayı, değil mi? Sevince gerisi önemli olmuyor. Can’la birbirimizi bulduk. Siz de bir kadın olarak beni anlarsınız, değil mi?” diyerek hafif bir gülümseme yaydı ama gözlerindeki kıvılcım meydan okur gibiydi.
Ben sadece başımı salladım ama içimde kuşkular dönüp duruyordu. Aylin gittikten sonra Can yanıma geldi:
“Anne, sen benim için en değerli insansın. Lütfen anlamaya çalış. Evet, Aylin büyük ama biz birbirimizi seviyoruz. Bu sıradan bir ilişki değil, ciddiyim. Bir de Zeynep var, çok tatlı bir kız. Anne, bizde kalabilirler mi? Aylin’in kendi evi yok, bizim evimiz büyük, yer de var. İstemezsen anlarım, kırılmam.”
Ona baktım ve yüreğim parçalanıyordu. Onu korumak, uyarmak istiyordum ama gözlerindeki umut öyle büyüktü ki hayır diyemedim.
“Tamam,” dedim iç çekerek. “Önemli olan senin mutlu olman, oğlum.”
“Sağ ol anneciğim! Yarın taşınırlar! Sen en iyisisin!” diyerek sarıldı bana ve hemen Aylin’i aramaya koştu.
Ben, yalnız kalınca arkadaşım Fatma’yı aradım. O da her şeyi dinledikten sonra pat diye söyledi:
“Ayşe, bu biraz tuhaf. Aşk elbet karmaşık bir şey ama bir düşün: bu kadının belli belirsiz bir çocuğu var, evi yok, senin oğlunsa genç bir delikanlı ve büyük bir eviniz var. Ne kadar da uygun değil mi? Arada neredeyse yirmi yaş var. Belki de sadece kendine yuva arıyor? Dikkatli ol, yoksa oğlunla ilişkini sonsuza kadar bozabilirsin.”
Düşündüm. Aylin’in niyetlerini anlamak için sessizce gözlemlemeye karar verdim. Ertesi gün Aylin ve Zeynep taşındılar. Küçük kız çok sevimliydi, önce çekingen davrandı ama sonra cesaretlenip bana oyuncak bebeklerini gösterdi. İstemeyerek gülsem de içimdeki endişe gitmedi.
Akşam Zeynep’i yatırdıktan sonra oturup çay içtik. Can’ın Aylin’e sarılışını izlerken içimde bir sızı hissettim. Aylin’in gözlerinde bir zafer ifadesi vardı: “Artık oğlun benim, sen hiçbir şey yapamazsın.” Bu düşünceleri kovmaya çalıştım ama karanlık gölgeler gibi geri geliyorlardı.
Yalnız kaldığımda düşündüm: Ya Aylin gerçekten Can’ı seviyorsa? Belki de mutlu olacaklar? Ama şüpheler içimi kemiriyordu. O gece rüyamda Cem’i gördüm. Gençliğindeki gibiydi, hafif gülümseyen yüzüyle bana papatyalar uzatıyordu. Ona dokunmak için uzandım ama o eriyip gitti. Gözyaşları içinde uyandım, saat gece üçtü. Boşluğa doğru ellerimi uzatıp kocamı çağırdım.
O an anladım. Müdahale etmemeliydim. Can artık bir yetişkin, kendi seçimini kendisi yapacak. Eğer hata yaparsa, sonuçlarına katlanması gereken de o olacak. Gözyaşlarımı sildim ve yatağa”Belki de bu, hayatın bana öğrettiği en ağır dersti: sevdiğin insanların hatalarını kabullenmek, bazen onları korumaktan daha önemli olabiliyor.”




