Büyükannenin Özenle Ördüğü Eşyaları Gelin Dağıtıyor

Gelin, kaynanasının sevgiyle torunları için ördüğü eşyaları dağıtıyordu.

“Bu çorapların nesi var ki? Sıcacık, özenle örülmüş, rengi de çok yumuşak ve rahat. Sonbahar geliyor, havalar soğuyacak, tam zamanı,” diye sordum Elif’e, elindeki yün çorapları alırken.

“Renkleri çok eski moda,” diye omuz silkti Elif, saçlarını düzeltirken. “Oğluma bunları giydiremem. Zaten kaynanam o kadar çok şey ördü ki dolabım tıka basa dolu, hepsini giymek mümkün değil.”

“Peki, ver bana o zaman,” diye iç çektim, çorapları alıp doğum günümde hediye ettiği el örgüsü kazağın yanına koydum.

Ayşe Hanım, arkadaşımın kaynanası, emekli olduktan sonra el işlerine kendini vermişti. İzmir’in sessiz bir mahallesindeki evinde, tığları ve ipleriyle adeta sihir yapıyordu: bere, kazak, çorap… Hepsi öyle güzeldi ki gözler alamıyordu. Ama tutumluluğu bazen ona kötü bir oyun oynuyordu.

Ayşe Hanım, torunları için eski bir hırkayı söküp yeni bir şeyler örebilirdi. Böyle şeyler biraz soluk, düğümlü ve modaya pek uygun olmazdı. Renk konusunda da fazla seçici değildi; eline ne geçerse onunla örüverirdi. Bu yüzden gelini Elif, ya bu hediyeleri çöpe atıyor ya da açmadan tanıdıklara dağıtıyordu.

Ama torunları için tüm gücüyle çalışırdı Ayşe Hanım. Kısıtlı birikimini kaliteli iplere harcar, saatlerce emek vererek her ilmekte sevgisini ve özenini işlerdi. Elif’in bana verdiği bu çoraplar bir sanat eseri gibiydi: yumuşacık, sıcacık, özenle örülmüş bir desenle. Onları tutarken, torununa iletmek istediği sıcaklığı hissediyordum.

Bir gün pencereden baktığımda donakaldım: komşunun oğlu, Elif’in bana vermeye çalıştığı berenin aynısını giyiyordu. Hırka ve atkı için de aynı şey olmuştu. Ayşe Hanım’ın yüreğini koyarak ördüğü her şey, Elif tarafından oğluna bile giydirilmeden dağıtılıyordu. Böyle bir şey nasıl yapılabilirdi? Bu eşyalar sadece kıyafet değildi; torunlarını mutlu etmek isteyen bir büyüğün yüreğinden bir parçaydı.

Elif’in verdiği çoraplar kızıma tam oldu. Onları giydiğinde mutlulukla evin içinde dolaşıyor, “Ne kadar yumuşak!” diye seviniyordu. Bunların aynısını mağazada bulsam alırdım, ama nerede? Elif’e kaynanasıyla konuşmasını, bazı şeyleri beğenmediğini söylemesini teklif ettim. Ama Elif sadece elini savurdu:
“Boş ver, ne gerek var? Anlatmaya uğraşmaktansa dağıtmak daha kolay. Zaten anlamaz o.”

Ona baktığımda içimde bir öfke kabarıyordu. Kendim için değil, Ayşe Hanım için. Yorgun elleri ve iyi yüreğiyle saatlerce torunu için ören bu kadının emekleri, ya çöpe gidiyordu ya da başkalarına veriliyordu, bir teşekkür bile hak görmeden.

Elif, kaynanasından şikâyet etmeye devam ediyordu: gereğinden fazla karışıyor, sürekli akıl veriyordu. Ama ben sadece kayıtsızlık görüyordum. Ayşe Hanım sadece örmüyordu; ailesine, ayda bir gördüğü torununa yakın olmaya çalışıyordu. Elif ise, bu çabaları takdir etmek yerine, can sıkıcı bir sinekmiş gibi ondan kurtulmaya bakıyordu.

Bir gün dayanamadım. Elif’in evindeydik, yine kaynanasının ördüğü bir hırkayı vermek üzereydi. Eşyayı elime aldım: yumuşacık yün, incecik desen, kusursuz dikişler. Ayşe Hanım’ın eski koltuğunda oturup ilmek saydığını, her şeyin mükemmel olması için uğraştığını hayal ettim. Tutamadım kendimi:
“Elif, bunun için harcanan emeği görmüyor musun? Oğlun için bunları örüyor, sen ise bir kez olsun bakmıyorsun bile!”

Elif gözlerini devirdi:
“Aman canım, ne abartıyorsun? Açıklamak yerine vermek daha kolay. Zaten kırılır, boşuna tartışmaya gerek yok.”

Susadım, ama içim kaynıyordu. Çabaları takdir görmeyen bu kadın için üzülüyordum. Hediyelerinin başkalarına verildiğini öğrendiğinde neler hissettiğini düşündüm. Belki de şimdiden anlamıştı ama oğlu ve geleniyle kavga etmemek için susuyordu?

Şimdi bir seçim yapmam gerekiyor: Elif’in verdiği eşyaları almalı mıyım, yoksa reddetmeli miyim? Alırsam, onun kayıtsızlığını desteklemiş olurum. Reddedersem, kırılır ve aramız bozulabilir. Ama kızıma o çorapları her giydirdiğimde, Ayşe Hanım’a karşı bir suçluluk hissediyorum. Onun emeği saygıyı hak ediyor, başkalarının dolabında unutulmayı değil.

Ne yapmalıyım?

Hayat bazen bize en değerli şeyleri küçük detaylarda saklar. Bazen bir çift el örgüsü çorap, yalnızca bir eşya değil, sevgiyle örülmüş bir yüreğin sesidir. Görmesini bilene…

Rate article
Lifequest
Büyükannenin Özenle Ördüğü Eşyaları Gelin Dağıtıyor