**Günlük, 12 Ekim**
Bugün size bizim mahallede, İstanbul’un bir kenar semtinde yaşanan bir hikâyeyi anlatacağım. Dram, acı ve beklenmedik kader dönüşleriyle dolu, tıpkı bir trajedi filminin senaryosu gibi.
Bu mahalleye yetmişli yılların sonunda taşınmıştık, bloktaki son bina yeni bitmişti. Neredeyse lüks sayılırdı: geniş daireleri vardı. Yakına bir okul açıldı, çocuklar şehrin yarısını geçmeden yürüyerek gidebiliyordu. Ders yılı, ailelerin yerleşmesine zaman tanımak için eylül yerine şubat ortasında başlıyordu. Savaş sonrası bir ev lükstü, ama burada yeni bir mahallede uygun fiyatlı daireler vardı. Çoğunlukla çocuklu genç aileler yerleşti, sokak çabucak çocuk sesleriyle doldu.
Çocuklar hemen kaynaştı, hangi sınıfta okuyacaklarını öğrenmişlerdi ve gün boyu sokakta koşuşturuyorlardı. Ama bir kız vardı, Ayşe, hep uzak dururdu. On yaşındaydı ama hep evde otururdu. Sadece annesinin siparişleri için bakkala çıkar ya da büyükannesiyle yürüyüşe giderdi, biz altı yaşındayken bile tek başımıza gezebiliyorduk. Aramızda fısıldaşırdık, Ayşe’nin annesinin çok katı olduğunu, neredeyse bir zorba gibi, en ufak hatada kızını dövdüğünü söylerdik.
Bir gün arkadaşlarla onu çağırmaya karar verdik ve kapısına gittik. Kapıyı Ayşe’nin annesi açtı ve şaşırarak, kızının daha çok dışarı çıkmasını istediğini, ama Ayşe’nin yalnızlığı tercih ettiğini söyledi. Elimiz boş döndük, bir daha onun hayatına karışmamaya karar verdik.
Ayşe, annesi ve büyükannesinin sıkı gözetimi altında büyüdü, onu zarif ve eğitimli görmek istiyorlardı. Hepimizden farklıydı — dağınık, çılgın bizlerin aksine hep düzgün ve sessizdi. Bazen geceleri evinden keman sesleri gelirdi, o kadar hüzünlüydü ki tüylerimiz diken diken olurdu.
Birkaç ay sonra mahalleye yeni bir taşınan geldi, oğlu Alper’le birlikte. Ayşe’yle aynı katta oturdular. Ve mucize gibi bir şey oldu, Ayşe ve Alper arkadaş oldular. İlk kez onu sokakta gülerken, gezerken görüyorduk, artık kendi kabuğuna çekilmiyordu. Bu arkadaşlık, içine kapanık kız için bir kurtuluş gibiydi.
Yıllar geçti. Ayşe ve Alper yetişkin oldular, aynı üniversiteye girdiler. Ama Ayşe eğitimini tamamlamadı — on dokuzunda Alper evlenmekte ısrar etti. Kısa sürede hamile kaldı ve bir yıl sonra oğulları Emir doğdu — babasının aynısıydı, aynı siyah saçları ve keskin yeşil gözleri vardı. Aile sevinç içindeydi, mahalle ise genç çift hakkında dedikodularla çalkılanıyordu.
Kısa süre sonra apartmana yalnız bir kadın, Zeynep, taşındı. Kırk yaşlarında, içine kapanıktı ama komşuların sempatisini hemen kazandı — biri hastalanınca ilaç getirir, biri ağır poşetleri taşımada yardım ederdi. Ayşe de sık sık işten geç kalınca Emir’i anaokulundan alması için Zeynep’e rica ederdi.
Ama bir gün her şey yıkıldı. Ayşe işten erken dönmüştü, kocası ve oğluyla vakit geçirmek istiyordu. Kapıyı açtığında donup kaldı — Zeynep ve Alper, oturma odasında öpüşüyorlardı. Her şey anlaşılmıştı. Zeynep sadece çocuğa bakmıyordu, Ayşe çalışırken aylardır onların evindeydi. İhanet uzun süredir devam ediyordu.
Ayşe, acıyla körleşmiş bir halde Alper’i evden kovdu. O hiç tereddüt etmeden eşyalarını topladı ve üst katta oturan Zeynep’e taşındı. Ayşe’nin büyükannesi yıllar önce vefat etmiş, annesi ise yeni eşiyle başka bir şehre gitmişti. Ayşe, Emir’le tek başına kaldı. Uzaklaşmayı hayal etti ama gidemedi — Alper’in annesi, Emir’in büyükannesi, torununa tapıyordu ve onunla bağını kaybetmek istemiyordu. Ayşe, içi burkularak, ihanetin her gün yüzüne vurulduğu aynı apartmanda kaldı.
İki yıl sonra Zeynep, Alper’den bir oğul doğurdu — Deniz, tıpkı Emir’e benzeyen bir çocuktu. Çocuklar birbirini görmedi — Zeynep ve Alper onları ayrı tutuyordu. Alper içkiye başladı, Zeynep de. İşten atıldı, para yetmiyordu, çocuklar aç kalıyordu. Alper’in yaşlı annesi, Neriman Hanım, iki torununa da bakmaya başladı, onlara kıyafet ve yemek alıyordu.
Ama Neriman Hanım’ın sağlığı bozuldu. Hastaneye kaldırıldı. Ayşe, kırgınlığına rağmen Deniz’i kaderine terk edemedi. Alper ve Zeynep onu anaokulundan almayı unutuyor, doğru düzgün yedirmiyorlardı. Ayşe, dişlerini sıkarak Deniz’e de bakmaya başladı.
Trajedi, Neriman Hanım’ın kalp krizi geçirip ölmesiyle patlak verdi — Alper’in sarhoş halde bir arkadaşını bıçaklayıp hapse girdiğini öğrenmişti. Zeynep ortadan kayboldu, Deniz’i terk etti. Ayşe onu yetiştirme yurduna vermedi — zaten çok çekmişti. Düşük maaşıyla iki oğlu yetiştirdi, kendinden her şeyi feda etti.
Yıllar geçti. Emir İstanbul’dan ayrılıp prestijli bir iş buldu. Deniz liseyi bitirip elektrikçi oldu. Ayşe emekli oldu, oğulları ona minnettarlıklarını göstermek için düzenli para yolluyor. Bazen ziyarete geliyorlar ama buluşmalar seyrek.
Ayşe, yaşlılığınıAyşe, yaşlılığını hüzünlü anıların gölgesinde geçiriyor ama tek başına büyüttüğü evlatlarının gururuyla gülümsüyor.




