Her kadının kayınvalidesiyle ilişkisi kendine özgüdür. Kiminde sıcak ve saygılı, kiminde tahammül edilebilir. Fakat öyle hikayeler vardır ki, içinde bulunmayana inanmak zordur. Arkadaşım Ayşe’nin başına gelenler de böyleydi. Hayatı, gün be gün varlığını zehirleyen bir kadınla bitmek bilmeyen bir mücadeleye dönüşmüştü.
Ayşe, Murat’la tanıştığında henüz yirmi birindeydi. O daha yaşlıydı, başarısız bir evlilik geçirmiş ve ilk eşinden iki çocuk sahibi olmuştu. Yaş farkı ve hayat tecrübelerine rağmen aralarında gerçek bir aşk filizlendi. Geçmişin gölgesini ve çevrenin yargılarını aşabileceklerini düşünüyorlardı. Ancak bir engeli aşamadılar: Murat’ın annesi, Gülten Hanım.
İlk günden itibaren bu kadın nefesini hissettirdi. Ayşe’nin gençliği, samimiyeti, konuşma tarzı, sevgi arayışı—hepsi Gülten Hanım’ın sinirini bozuyordu. Küçük küçük oyunlar çeviriyor, yüzündeki gülümsemeyi silmeye çalışıyor, adeta nereden vuracağını kolluyordu. Ayşe uyum sağlamaya çalıştı, bir gün kabul göreceğine inandı. Yanılıyordu.
Önce Gülten Hanım, evlerine bir yavru kedi getirdi. Ayşe’nin alerjisi olduğunu ve evde zaten bir kediyle bir köpeğin yaşadığını bile bile. Ev, kıskanç hayvanların sirkine döndü. Sonra kayınvalidesi, “gereksiz” eşyaları atmaya başladı: kitapları, gitarı, hatta Ayşe’nin kişisel hediyelerini. “Bebek olunca müziğe, kitaba zaman mı kalır?” diye savunuyordu. En kötüsü ise hamilelik haberi karşısındaki tavrı oldu.
Ayşe, hamileliğinin riskli olduğu bir dönemde hastanede yatarken, Gülten Hanım evde kaldı ve orayı kendi mülkü gibi yönetti. Düğün çarşaflarını parçalayıp bez yaptı, kıyafetlerin bir kısmını attı. Ayşe kendi evinde yabancı gibi hissediyordu. Ama daha kötüsü yakındı.
Doğuma yakın, kalan tadilatı bitirmeye karar verdiler. Murat annesini çağırdı. Kadın geldiği anda, sekiz aylık hamile Ayşe’den tavan badana yapmasını istedi. Ayşe nazikçe durumunu bahane ederek reddettiğinde, Gülten Hanım alaycı bir gülümsemeyle:
“Eskiden kızlar tarlada doğurur, tırpan sallardı. Sen de nazlısın, hep kaçıyorsun işten,” dedi.
Murat sustu. Bu sessizlik, her sözden daha sert vurmuştu.
Doğumdan sonra Ayşe artık başka biri olarak eve döndü. Kendini yabancı hissediyordu. Kayınvalidesinin hediye ettiği bebek battaniyesinde saklı iğneleri bulduğunda ise yüreği dondu. Kocasına gösterdi, ama “hayal görmüşsün” dedi. Ayşe dayanamadı—battaniyeyi sobaya attı ve korkusunun, inancının, sabrının yanışını izledi.
Birkaç hafta sonra, dayanılmaz sırt ağrılarıyla çocuğu hastaneye götürmek zorunda kaldı. Yardım edecek kimse yoktu. Murat sonunda annesini çağırdı. Gülten Hanım, adeta bir fedai edasıyla geldi. Hastane yolunda durmadan eleştirdi, aşağıladı, iğneleyici sözler savurdu: “Zayıfsın Ayşe. Oğlum daha güçlü, daha akıllı birini buldAyşe o an anladı ki, artık bu zehirli döngüyü kırmak ve oğlunu bu karanlıktan kurtarmak için tek başına da olsa savaşması gerekiyordu.




