Bilgisayar Kırıldı, Kaynana Bizi Suçladı
Emre ve Ebru, tanışma yıldönümlerini İstanbul’un göbeğindeki şirin bir kafede kutlamaya karar verdiler. Eve gece yarısından sonra döndüler.
“Sonunda geldiniz!” diye karşıladı onları Emre’nin annesi, Sevgi Hanım, kapıda kollarını bağlayarak. “Nerede kaldınız? Ben tek başıma torunlarla uğraşıyorum burada!”
“Anne, ne oldu?” diye şaşırdı Emre. “Leyla’nın çocuklarını seviyorsun ya sen?”
“Onlarla oturmak sana zor geldi mi?” diye ekledi Ebru, pardösüsünü çıkarırken.
“Eğlenip duruyorsunuz, ben burada can çekişiyorum!” diye çıkıştı kaynanası. “Peki bu torunların annesi nerede?”
“O meşgul, siz de dinleniyorsunuz!” Sevgi Hanım mutfağı işaret etti. “Bulaşıkları yıkayın! Gezdiniz, şimdi çalışın!”
Emre kaşlarını çatarak dizüstü bilgisayarını açtı. Aniden bakışları dondu, elleri ekranı sıkıca kavradı. Gözlerine inanamadığı bir manzarayla karşılaşmıştı.
Evlendikten sonra Emre ve Ebru bir apartman dairesi kiralıyorlardı. Fakat kısa sürede paraları yetmediği için kaynanaya taşınmak zorunda kaldılar. Ebru’nun ailesi, küçük kardeşiyle birlikte tek odalı bir evde yaşıyordu ve genç çiftin yerleşecek yeri yoktu. Emre iş değiştirdi, maaşı düştü ama ilerleme sözü vermişlerdi.
“Ebru, bu geçici,” diye telkin etti Emre. “Annemde kalırken bir yandan da para biriktiririz. O yalnız, ablam sadece ara sıra uğrar, bazen torunlarını bırakır. Baş ederiz.”
“Ben ek iş yapabilirim, sen de başka bir iş bulabilirsin,” diye önerdi Ebru.
“Ne, durmadan mı çalışalım?” diye sertçe cevap verdi Emre. “Bütün gün ofisteyim, sonra bir yerden bir yere mi koşayım? Eve sadece uyumaya mı geleceğim? Peki ya hayat ne olacak?”
“Annenle aynı evde yaşamak mı hayat olacak?” diye iç çekti Ebru.
“Anlıyor musun, paramız yok! Annem iyi anlaşırsa, kendi evimize daha çabuk biriktiririz.”
Ebru suskun kaldı. Kaynanasıyla yaşamak istemiyordu. Emre’nin ablası Leyla’nın çocuklarını daha önce sadece düğünde görmüştü. Gürültücü ve şımarıklardı—hiç iyi izlenim bırakmamışlardı. Ama başka seçenekleri yoktu.
“Yani ne olmuş?” diye karşıladı onları Sevgi Hanım. “Kiraya para vermekten iyidir. Aidatı üçe böleriz: siz iki pay, ben bir pay. Yemek için de aynı şekilde ortak oluruz. Ben alışveriş yapar, yemek yaparım. Siz de temizlik yaparsınız.”
“Tamam anne,” diye kabul etti Emre. “Ebru, olur mu?”
“Olur…” diye kabullendi.
Başlarda her şey yolundaydı. Çift, eve döndüklerinde sıcak yemek buluyor, sabahları kahvaltı hazır oluyordu. Ebru işten sonra ek işler alıyordu ama hafta sonları Leyla’nın çocukları geldiğinde huzurları kaçıyordu. Leyla pek görünmüyor, çocuklarını cuma akşamından pazar akşamına kadar bırakıyordu.
Onlar varken temizlik yapmak imkansızdı: çocuklar her yeri dağıtıyor, her köşeye el atıyor, Ebru ve Emre uyurken yatak odalarına dalabiliyorlardı.
“Emre, anne alsın çocukları,” diye yalvardı Ebru. “Daha uyuyoruz!”
“Onlar çocuk,” diye savuşturdu Emre. “Benim yeğenlerim, yani senin de. Sabret biraz.”
“Bütün gece çalıştım!”
“Kimse zorlamadı seni. Tamam, ben kalkıyorum. Arkadaşlarla balığa gidiyoruz. Akşama dönerim.”
“Ya ben? Yine tek başıma mı kalacağım?”
“Annem evde. Sessizlik istiyorsan, bilgisayarını ver oynasınlar.”
“Harika fikir! Seninkini ver o zaman,” diye tersledi Ebru.
“Benimk”O günden sonra Emre ve Ebru’nun hayatı, artık hiçbir aile baskısı olmadan kendi kurallarıyla devam etti.”




