Yaşlılığımda Köprü Altında Kalmamak İçin: Gelinim, Oğluma Ev Tamamlamak İçin Dairemi Satmamı İstiyor

Oğlum, Alper, on yıl önce evlendi. Eşi Ayşegül ve kızlarıyla birlikte İzmir’de küçücük bir evde sıkışıp kalmışlar. Yedi yıl önce Alper bir arsa alıp hayallerindeki evi yapmaya başladı. İlk yıl hiçbir şey yapamadılar. Ertesi yıl bir çit çekip temel attılar. Sonra yine sessizlik… Para yoktu. Ama oğlum umudunu kaybetmedi, kuruş kuruş biriktirdi.

Bu yıllar boyunca sadece bir kat çıkabildiler. Hayalleri ise hep birlikte yaşayabilecekleri iki katlı büyük bir evdi. Alper hep aile bağlarına önem veren bir çocuktu, beni de yanlarında istiyordu. Bu bir katı bile, Ayşegül’ün onları iki odalı evlerini daha küçüğüyle değiştirip kalan parayı inşaata yatırması sayesinde yaptılar. Ama şimdi kendilerine bile yer yetmiyor.

Bana geldiklerinde hep inşaattan bahsediyorlar. “Duvar kağıdı nasıl olsun?”, “Elektrik nasıl çekilecek?”, “Yalıtım nasıl yapılacak?” diye hararetle konuşuyorlar. Kimse “Annem, nasılsın? Sağlığın nasıl?” diye sormuyor. Şikâyet etmiyorum, dinliyorum, ama içimde bir endişe büyüyor.

Zaten uzun zamandır içimde bir his vardı: Alper ve Ayşegül, inşaatı bitirmek için benim iki odalı dairemi satmak istiyorlar. Bir gün oğlum laf arasında, “Hep birlikte büyük evde yaşayacağız anne, tek çatı altında!” dedi. Dayanamayıp sordum: “Yani benim dairemi satmam mı gerekiyor?”

Birden heyecanlandılar, başlarını sallayıp hep birlikte ne kadar eğleneceğimizi anlatmaya başladılar. Ama Ayşegül’e baktım ve anladım ki onunla aynı çatı altında yaşamak istemiyorum. Benden pek hoşlanmıyor, ben de bunu görmezden gelmekten yoruldum. Soğuk bakışları, iğneleyici sözleri… Her şey ortada.

Ama bir yandan da oğluma acıyorum. Çabalıyor ama bu tempoda inşaat on yıl daha sürer. Ona destek olmak, torunuma geniş bir ev sağlamak istiyorum. Ama sonra aklıma takılan soruyu sordum: “Peki ben nerede yaşayacağım?” Çünkü ne onların küçücük evine ne de yarısı tamamlanmış bir eve taşınamam.

Ayşegül hemen bir çözüm buldu tabii: “Anne sen yazlıkta rahat edersin!” Evet, İzmir’in yanında küçük bir yazlığımız var. Ama o eski, ısınması olmayan, sadece yazın birkaç gün kalınabilen bir kulübe. Yazın güzel; çiçekler, temiz hava… Ama kışın? Odun kes, sobayı yak, leğende yıkan, dondurucu soğukta tuvalete koş! Sağlığım da pek iyi değil, bu şartlarda dayanamam.

Ayşegül alaycı bir gülüşle, “Köylerde nasıl yaşıyorlarsa!” dedi. Eh, köylerde ısıtma, su, tuvalet var! Bizim yazlık ise üstü kapalı bir barakadan ibaret. Ama inşaat için para lazım ve kendimi “fedakârlık etmeye” zorlanmış hissediyorum.

Son zamanlarda komşumu, Cemal’i daha sık ziyaret ediyorum. O da benim gibi yalnız. Birlikte çay içiyoruz, hayattan konuşuyoruz, bazen ona ev yapımı kurabiyeler götürüyorum. Geçen gün tesadüfen Ayşegül’ün annesiyle telefon konuşmasını duydum. Bana “Cemal’in yanına yerleştiririz” demiş, dairemi satıp paralarını inşaata harcayalım diye.

Şok oldum. Bundan başka ne beklenirdi ki? Zaten o “büyük evde” bana yer olmayacağını biliyordum. Ama bu kadar açıkça beni gözden çıkarmaları… Yüreğim acıyor. Oğlumu düşünüyorum, belki yine de yardım etmeliyim? O benim çocuğum, başarılı olsun istiyorum. Ama korkudan kurtulamıyorum: Acaba yaşlılığımda sokakta mı kalacağım? Kendime ait bir köşem olmadan, bir köprü altına mı atılacağım?

Rate article
Lifequest
Yaşlılığımda Köprü Altında Kalmamak İçin: Gelinim, Oğluma Ev Tamamlamak İçin Dairemi Satmamı İstiyor