Aşk Olmayan Evlilik
Mehmet, sevdiği kadından intikam almak için Ayşe ile evlenmişti. Ona ihanetinin kendisini yıkamadığını kanıtlamak istiyordu. Elif’le neredeyse üç yıl birlikte olmuşlardı. Ona duyduğu aşk, aklını başından almıştı: yalnızca gülümsesin diye dünyayı ayaklarına sererdi. Mehmet evlilik hayalleri kurarken, Elif soğuk davranıyordu: “Acele etmemize gerek var mı? Ben henüz üniversiteyi bitirmedim, senin işin de zor durumda. Ne düzgün bir araban var ne de evin. Kız kardeşinle aynı evde mi yaşayacağız? Hayatta olmaz! Senin kız kardeşinle mutfağı paylaşmak istemiyorum, arkadaşım olsa da.”
Sözleri canını acıtıyordu ama Mehmet, gerçeği görüyordu. Kız kardeşiyle birlikte, Konya’daki aile evinde zorlukla barınıyorlardı. Ebeveynlerinin ölümünden sonra kalan aile işini idare etmeye çalışıyordu. Üniversiteyi, işi kurtarmak için bırakmak zorunda kalmıştı. Yazlık evi, kardeşiyle birlikte satmaya karar verdiler—iş daha önemliydi. Miras tükenince altı ay içinde borçlar büyümüştü. İkisi de öğrenciydi: o beşinci sınıftaydı, kardeşi ikinci. Satıştan gelen para borçları kapattı, dükkân için malzemeler alındı ve küçük bir birikim yapıldı. Ama Elif anı yaşıyor, beklemek istemiyordu. Ailesi ona sorunsuz bir hayat sunarken, Mehmet bir anda ailenin reisi olmuş, geleceğe farklı bakıyordu. İşleri yoluna koyacağına, evi ve arabayı alacağına inanıyordu.
Felaket aniden geldi. Mehmet, Elif’i sinema önünde bekliyordu, telefonla anlaştıkları gibi. Onu almaya gelmemesini söylemişti, bu şaşırtıcıydı—Elif otobüslerden nefret ederdi. Onu ararken, pahalı bir jiple yanaştı. “Affet ama ayrılıyoruz. Evleniyorum,” dedi, eline bir kitap tutuşturup arabaya atladı. Mehmet donakalmıştı. İki günlük iş seyahatinde ne değişmişti?
Kardeşi Selma, onu görür görmez anladı: “Öğrendin mi?” diye sordu. Mehmet başını salladı. “Kendine zengin birini bulmuş. Düğünü yirmi sekizinde. Beni şahit olarak çağırdı, reddettim. Ne iğrenç! Senin arkanızdan işler çeviriyormuş,” diye ağladı Selma, kardeşi için öfkeden titreyerek. “Sakin ol,” diyerek onu kucakladı Mehmet. “Ona her şeyi olsun, bize daha iyisi olsun.”
Bir gün boyunca odasına kapandı. Selma kapıyı çalıp “Bir şeyler ye, börek yaptım,” diyordu. Akşam çıktığında gözleri yanıyordu: “Hazırlan.” “Ne yapacaksın?” “Evleneceğim. İlk kabul edenle.” Selma onu durdurmaya çalıştı: “Böyle olmaz, sadece kendi hayatını mahvetmiyorsun!” Ama kararlıydı: “Gelmezsen, tek başıma giderim.”
Şehir parkında kalabalık vardı. Teklifini duyan bir kız güldü, diğeri ürktü, üçüncüsü ise gözlerinin içine bakarak “Kabul” dedi. “Adın ne, güzelim?” “Ayşe,” dedi o. Mehmet onu ve kardeşini “nişan” kutlaması için bir kafeye çekti. Masada bir gerginlik vardı. Selma susuyor, Mehmet ise intikam düşünceleriyle kaynıyordu. Kararını vermişti: düğünü, Elif’inkiyle aynı gün olacaktı.
“Bir yabancıya evlenme teklif etmenin bir sebebi var mı?” diye sessizce sordu Ayşe. “Anlık bir hevesse, kırılmadan çekip giderim.” “Hayır, söz verdin. Yarın başvuruyu yapıyor, ailene gidiyoruz,” dedi Mehmet ve göz kırptı: “Artık senli benli konuşalım!”
Düğüne kadar geçen bir ay boyunca her gün görüşüp birbirlerini tanıdılar. “Açıklar mısın, neden böyle yaptın?” diye bir gün sordu Ayşe. “Herkesin sırları vardır,” diyerek kaçtı sorudan. “Peki sen neden kabul ettin?” “Kendimi bir masal prensesi gibi hayal ettim, ilk rastladığı adamla evlenen. Masallarda bu, mutlulukla biterdi. Denemek istedim.”
Gerçek daha karmaşıktı. Ayşe, kalbini kıran bir aşk yaşamış ve birikimlerini kaybetmişti. Bu ona insanları tanımayı öğretmişti. Yağcıları hemen ayıklıyordu. “O tek kişi”yi aramıyor, ama akıllı, kararlı bir adam istiyordu. Mehmet’te bu gücü ve ciddiyeti görmüştü. Eğer kardeşiyle değil de arkadaşlarıyla olsaydı, belki de yanından geçip giderdi.
“Ne tür bir prensessin sen? Sessiz ve derin biri mi, yoksa güzelliğiyle ünlü biri mi?” diye düşünceli bir şekilde sordu Mehmet. “Öpersen öğrenirsin,” diye şakalaştı Ayşe. Ama öpücükler olmadı. Mehmet düğünü kendisi ayarlıyor, Ayşe ise sadece seçim yapıyordu. Geliniği bile kendi aldı, “En güzel sen olacaksın,” diye tekrarlayarak.
Nüfus dairesinde Elif ve nişanlısıyla karşılaştılar. Mehmet zoraki bir gülümsemeyle “Tebrikler,” dedi, eski sevgilisinin yanağına bir öpücük kondurdu. “Sen o oligarkınla mutlu ol.” “Sahne yapma,” diye çıkıştı Elif. Ayşe’yi süzdü: zarif, etkileyici, asaletiyle göz kamaştırıyordu. Elif, kaybetmiş gibi hissetti. Kıskançlık içini kemiriyor, mutluluk elinden kayıyordu, adeta yanlış bahse girmiş gibi.
“Her şey yolunda,” diye numara yaptı Mehmet, Ayşe’ye. “Hâlâ vazgeçebilirsin,” diye fısıldadı o. “Hayır, sonuna kadar gideceğiz,” diye kesti attı. Ama salonda, yeni karısınınAncak o akşam, eve döndüklerinde, Mehmet’in gözlerindeki ışıltı ve tutku, Ayşe’yi gerçekten sevebileceğine dair bir umut doğurdu.




