Boşanma, Ayşe’yi bir silindir gibi ezmişti. Kocasına tapıyordu ve böyle bir ihanet beklemeden. Ama o, en yakın arkadaşıyla Ayşe’yi aldatmıştı. Bir günde, güvendiği iki insanı kaybetmişti. Erkeklere olan inancı yerle bir olmuştu. “Herkes aldatır” laflarını duyduğunda, “Benim Mehmet öyle değil” diye geçiştirirdi. Şimdi içi yanıyordu ve bir daha kimseye kalbini açmamaya yemin etmişti.
Ayşe, kızı Elif’i büyütüyordu. Eski kocası nafakayı düzenli ödüyor, ara sıra kızını görüyor ama babalık konusunda pek hevesli değildi. Ayşe kabullenmişti: ömrünün sonuna kadar yalnızlık. Hatta bundan acı bir haz bile almaya başlamıştı—erkek olmadan hayat daha kolay gibiydi. Ama kader, planları böyle sever.
Bir iş arkadaşının doğum günü partisinde, küçük bir İzmir kafesinde, Ayşe, Ali’yle tanıştı—partiyi veren kadının erkek kardeşi. O da boşanmıştı ve şaşırtıcı bir şekilde oğlu Can, annesiyle değil, onunla yaşıyordu. Ali açıkladı: çocuk babasını seçmişti, eski eşi ise yeni aşkına dalmıştı ve bir ergenle uğraşmak istemiyordu.
O gece, Ayşe’nin içinde unuttuğu bir sıcaklık uyandı. Genç bir kız gibi, yıllardır hissetmediği kelebekleri karnında hissetti. Ali de ona kayıtsız kalamamıştı. İkisi de boşanmanın yaralarını taşıyordu ama aralarındaki kıvılcım durdurulamazdı.
Ali, ablasından Ayşe’nin numarasını aldı ve cesaretini toplayıp aradı. Buna “randevu” demek yaşlarına uymazdı, sadece buluşup konuşmak istediğini söyledi. Rahat bir lokantada buluştular, kapanış saatine kadar konuştular, zamanın nasıl geçtiğini anlamadılar. Sonra bir daha buluştular, bir daha…
Bir gün Elif babasında kaldığında, Ayşe Ali’yi evine çağırdı. O gecenin ardından bir daha ayrılmak istemediklerini anladılar. Aşkları, yumuşak ve olgun, geçmişin yaralarını sarıyordu. Ama bir engel vardı: çocuklar.
İkisinin de ergen çocukları vardı. Ali’nin oğlu Can, Elif’ten bir yaş büyüktü. Farklı karakterler, ilgi alanları, arkadaş çevreleri… Başlarda sadece arada bir buluşuyorlar, bazen çocuklarla bir yerlere gidiyorlardı ama gördükleri şey üzücüydü: Elif ve Can birbirine kayıtsız değil, neredeyse düşmanca davranıyordu.
Bir buçuk yıl sonra Ali dayanamadı. Ayşe’ye evlenme teklif etti. Onu o kadar çok seviyordu ki kendini çocuk gibi hissediyordu ama gerçek bir aile istediğini biliyordu—eski eşiyle olan gibi değil. Gizli buluşmalar, telefon görüşmeleri ona yetmiyordu. Ayşe şaşkınlıkla kabul etti. O da sevdiği adamla uyanmak, kahvaltı yapmak, akşamları film izlemek istiyordu.
Her şeyi konuştular. İkisinin de iki odalı dairelerinde yaşamak mümkün değildi—farklı cinsiyette iki ergenin ayrı odalara ihtiyacı vardı. Dairelerini satıp Ali’nin birikimleriyle İzmir’de geniş bir ev aldılar. En zor kısım kalmıştı: çocuklara anlatmak.
Ayrı ayrı konuşmaya karar verdiler. “Ali’yle ve oğluyla yaşamak istemiyorum!” diye isyan etti Elif. “Eskisi gibi görüşün! Niye evlenme, niye bu ev?” Ayşe kızını anlıyordu, içi sızladı. Kızı, annesi için yabancılara alışmak zorundaydı. Ama biliyordu: birkaç yıla Elif uçacaktı, kendisine ne kalacaktı? Boşluk mu? Çevresinde kendini çocukları için feda eden, sonra onlardan aynısını bekleyen anneler vardı. Ayşe böyle bir kader istemedi. Sert ama yumuşak bir sesle, “Karar verildi. Ama seni her zaman dinleyeceğim, sen benim için en önemlisin,” dedi.
Elif surat astı ama tartışmadı. Babası yeni evlenmişti ve gittikçe daha az arıyordu. Uzun bir konuşmadan sonra, istemeye istemeye kabul etti—annesinin onu terk etmeyeceğine inanmıştı.
Ali’nin konuşması daha kolay olmadı. “Niye bir kız ve annesiyle yaşayayım?” diye homurdandı Can. “Çünkü ben Ayşe’yi seviyorum,” dedi Ali sakince. “O zaman anneme giderim!” diye çıkıştı Can. “Tabii,” dedi Ali pes etmeden. “Ama zor bir zamanda kaçarsan bu beni üzer. Üstelik annenin bir odalı evinde kalacaksın, biz büyük bir ev alıyoruz. Bahçeye futbol kalesi koymayı düşünmüştüm, beraber oynardık.” Can biraz daha söylendi ama pes etti. “Ama Elif’i kardeşim gibi göreceğimi sanma,” dedi. “Sadece saygı bekliyorum,” diye yanıtladı babası.
Elif de Can’ın ona hiçbir şey ifade etmediğini, onunla konuşmayacağını söyledi. Düğün sessiz sedasız, aile içinde yapıldı. Çocuklar lokantada ekşi suratlarla oturdular, bu fikirden nefret ettiklerini her hâlleriyle belli ediyorlardı.
Bir hafta sonra yeni eve taşındılar. Çocukların odaları zevklerine göre düzenlendi—sahipleri kadar farklıydılar. Erken kalkan Elif, gün ağarmadan kalkar, evde sessizce dolanırdı. Gece kuşu Can, bilgisayar başında gece yarısına kadar oturur, hafta sonları öğünSonunda, bir akşam yemekte Can’ın Elif’e gülümseyerek “Yarın okula beraber gidelim mi?” diye sormasıyla, aile olduklarını hissettiler.




