Kocam, Arkadaşının Eşinin Yaptığı Gibi Sofistike Yemekler Yapmadığım İçin Beni Eleştiriyor: Ailelerimiz Arasındaki Farkı Göremiyor

Bugün yine kendimi Yusuf’un sözleriyle yaralı hissettim. “Arkadaşım Emre’nin eşi Zeynep nefis yemekler yapıyor, sen neden onun gibi olamıyorsun?” diyor bana. Zeynep gerçekten harika bir kadın, yemek konusunda tam bir usta. İtirazım yok, yemekleri mükemmel ama bunun için saatlerini harcıyor. Mutfak onun için bir tutku, sabah akşam orada zaman geçiriyor. Peki ya ben? İş, çocuk ve ev arasında koşuşturuyorum, onun her sözü bıçak gibi saplanıyor.

Zeynep şu an doğum izninde ve her annenin hayali gibi bir hayatı var. Boşanmış olmasına rağmen ailesi torunlarını çok seviyor, sabah erkenden alıyorlar. Dedeler, nineler sırayla bebekle ilgileniyor, akşam da eve getiriyorlar. Zeynep uyanıyor, çocuğunu mutlu aile büyüklerine teslim ediyor, sonra rahat rahat temizliğini yapıyor. Bütün gününü yemek yapmaya ayırabiliyor. Kimse onu rahatsız etmiyor, tam bir özgürlük içinde. Yeni tarifler deniyor, her akşam sofralarında farklı lezzetler oluyor. Ailesi ona bu imkanı sağlıyor ve ben gerçekten onun adına mutluyum.

Ama Yusuf bunu anlamıyor. Zeynep’i görüyor ve bana ulaşmam gereken bir ideal olarak sunuyor. “O da doğum izninde, çocuğu var ama her şeye vakit buluyor!” diyor bana. “Sen hep aceleyle, aynı şeyleri yapıyorsun.” Sözleri tokat gibi çarpıyor yüzüme. Ben nereden bulayım günde beş altı saat yemek yapmaya? Çalışıyorum, akşam da kızımız Elif’i kreşten alıyorum. Eve ancak yedi gibi varıyoruz. Hızlıca bir şeyler hazırlamaya çalışıyorum: kızarmış patates, fırında tavuk, salatalıklı domatesli makarna. Bunlar bizi açlıktan kurtaran yemekler ama Yusuf için alay konusu.

Eğer Zeynep gibi karmaşık yemekler yapmaya başlasam, yemek gece yarısına kadar hazır olur, ailemiz aç yatar. Ama kocam bunu görmüyor. Sürekli “Zeynep her seferinde Emre’ye yeni bir şeyler hazırlıyor, senin umurunda değil galiba” diyor. Onun yemek becerilerine olan hayranlığı, benim yetersizliğimle suçlanmam gibi geliyor. Kendimi savunmaktan yoruldum. Eğer Zeynep’in izni çoğu insanınki gibi olsaydı – duşa bile zaman bulamadığı – o da marketten aldığı mantıları kaynatırdı ve Emre de şikayet etmeden yerdi.

Zeynep ve Emre adına seviniyorum. O harika bir kadın, tembel tembel uzanmak yerine mutfakta harikalar yaratıyor. Ama Yusuf’un beni sürekli onunla kıyaslaması canımı acıtıyor. Sanki hayatlarımızın ne kadar farklı olduğunu görmüyor. Ben tam gün çalışıyorum, akşam Elif’i kreşten koşturarak alıyorum. Zeynep doğum izninde ve ailesi sayesinde bütün günü kendisine ait. Tabii ki daha fazla zamanı var! Ben de onun gibi bir izin isterdim ama aile büyüklerimiz torunuyla bütün gün ilgilenmek istemiyor. Elif’i seviyorlar ama tüm gün onunla vakit geçirmeye hazır değiller.

Yusuf pes etmiyor. “En azından hafta sonları özel bir şeyler yapsan” diye söyleniyor. Ben de insan değil miyim? Dinlenmeye hakkım yok mu? Haftanın beş günü işte çalışıyorum, hafta sonu da onun kaprislerine uymak için mutfakta mı geçireceğim? Bazen boşanmak için bahane arıyormuş gibi geliyor. Gerçekten bu kadar adaletsiz olduğunu anlamıyor mu? Yoksa bilerek canımı mı yakmak istiyor? Elimden geleni yaptığımı kanıtlamaktan yoruldum. Artık beni görmesini istiyorum – Zeynep’i değil, ailesini ayakta tutmak için çırpınan eşini.

Bugün şunu öğrendim: Karşılaştırmalar mutluluğu öldürür. Her ailenin kendi gerçekleri var, başkalarının hayatlarına özenmek bize sadece acı getirir. Belki de Yusuf’un görmesi gereken, mutfakta yaratılan lezzetler değil, birlikte inşa ettiğimiz sevgi dolu bir yuva…

Rate article
Lifequest
Kocam, Arkadaşının Eşinin Yaptığı Gibi Sofistike Yemekler Yapmadığım İçin Beni Eleştiriyor: Ailelerimiz Arasındaki Farkı Göremiyor