Kayınvalide ve Gelin

Selin Hanım evine her alışılmış ağırbaşlılığıyla dönüyordu. Kapıyı açtığı an, içeriden yabancı sesler duydu. Ayakkabılarını çıkarıp sessizce mutfağa ilerledi.

Gördüğü manzara karşısında adeta dili tutuldu.

Masada üç genç kız kahkahalar atıyordu. Ortada, sanki evin hakimiymiş gibi, gelini Dilara oturuyordu. Ocakta bir tencerede çorba kaynıyor, evin her köşesine taze çılbır kokusu yayılıyordu. Aynı çılbır ki, Selin Hanım onu akşam yemeği için sabah hazırlamıştı.

“Bu ne cüret!” diye sertçe çıkıştı ve mutfaktaki neşe bir anda buz kesti.

Dilara başını kaldırıp yapmacık bir gülümsemeyle,

“Anneciğim, arkadaşlarım geldi biraz sohbet edelim diye. İkram ettim. Çorbanın tadı harika, değil mi?”

Selin Hanım masayı sessizce süzdü. Misafirlerin tabaklarında akşam yemeğinin artıkları duruyordu. Vitrindeki en güzel tabaklar kullanılmış, hafta sonu için alınan meyveler vazodan eksilmişti.

Dilara aileye neredeyse iki yıldır dahildi. Oğlu Emir ona tutulmuş, kısa sürede evlenmişlerdi. Önce kiralık bir evde oturuyorlardı, fakat ev sahibi daireyi satmaya karar verince, sokağa atılma tehlikesiyle karşılaşmışlardı.

“Anne, lütfen, bizi bir süre misafir et,” diye yalvarmıştı Emir. “Hemen yeni bir yer buluruz.”

Selin Hanım kabul etmişti. Ama kurallarını da hemen koymuştu. Ve ilk günden anlamıştı ki, huzur beklemek boşunaydı. Dilara küstah, saygısız, her söze meydan okuyarak cevap veriyordu. Her gün yeni bir kıvılcım çıkıyordu.

Önce masada unutulan kırıntılar, sonra dağınık eşyalar, ardından kapıların çarpılması…

“Neden kovuldunuz?” diye sormuştu bir akşam dayanamayarak.

“Ev sahibi sattı,” diye kestirip atmıştı Dilara.

“İnanmıyorum. Böyle durumlarda bir ay süre verilir, size iki gün. Galiba ev sahibiyle konuşman da bana karşı olduğu gibiydi, değil mi?”

Dilara sırıtmış, kulaklıklarını takıp arkasını dönmüştü.

Ertesi gün, Selin Hanım masadaki kırıntıları toplayıp Dilara’nın yatağına özenle serpmişti. Dilara çılgına dönmüş, bağırmaya başlamıştı. Koca bir kavga kopmuştu.

Akşam Emir işten dönmüş, annesini dinledikten sonra tek bir soru sormuştu:

“Bunların hepsi kırıntılar yüzünden mi?”

“Saygısızlık yüzünden!” diye haykırmıştı Selin Hanım. “Ya kurallarıma uyarsınız ya da eşyalarınızı toplarsınız.”

Emir Dilara ile konuşacağına söz vermişti. Birkaç gün uslu durmuş, sonra yine aynı şeyler başlamıştı. Derken bir anda her şey değişmişti. Temizlik, sessizlik, hatta ev için hoşaf bile yapmıştı.

Selin Hanım şüphelenmişti. Ve boşuna değildi. Bir hafta sonra oğlu müjdeyi vermişti:

“Anne, büyükanne olacaksın.”

Neşe yerine bir hayal kırıklığı hissetmişti. Çocuk gelecek, ama ev yok. Üstelik katlanamadığı bir gelin…

“Demek bu yüzden uslanmış! Sen onu ikna ettin!” diye çıkışmıştı oğluna. “Ama bu hiçbir şeyi değiştirmez. Burada yaşayamazsınız. Daha emekliliğim gelmedi.”

Emir cevap vermemişti. Ertesi gün, Selin Hanım bir misafirliğe gider gitmez, Dilara arkadaşlarını çağırmıştı. Hazırladığı çorba tabaklara dağıtılmıştı.

Ama Selin Hanım erken dönmüştü. Ve “şenliği” basmıştı.

“Burası benim evim, meyhane değil. Defolun şuradan!” diye sertçe emretmişti. “Sen de Dilara, topla eşyalarını.”

Dilara tek laf etmeden çıkıp gitmişti. Akşam Emir gelmiş, eşinin bavulunu kapıda görünce sessizce kendi eşyalarını toplamıştı.

“Çıkarsan bir daha geri dönme,” demişti Selin Hanım.

Ama o gitmişti. Altı ay boyunca anne ile oğlu konuşmamışlardı. Sonunda Selin Hanım aramaya cesaret etmiş, bir kafede buluşmuşlardı. Dilara ile ise bir daha hiç konuşmadı.

Büyükanne olmuştu, ama uzaktan. Ve pişmanlık duyuyorsa, bunun tek sebebi vardı: O gün o kapıyı açmış olması. Çünkü saygı, karnındaki bekle kazanılan bir şey değildi. Ya vardı ya da yoktu.

Rate article
Lifequest
Kayınvalide ve Gelin