Bu Senin Çocuğun Değil!

İnci ve Emre, hastaneden mutlulukla çıkıyorlardı. Emre’nin kollarında küçük pembe bir battaniyeye sarılı, yeni doğmuş oğulları vardı. Akrabalar, arkadaşlar, ebe—herkes tebrik ediyor, çiçek veriyor, sevinç çığlıkları atıyordu. İnci’nin hayal ettiği gibiydi.

“Teşekkür ederim hayatım,” diye fısıldadı Emre, “bana bir oğul verdiğin için.”

Ancak İnci aniden buz kesildi.

“Bak,” dedi, “annen geliyor…”

Emre’nin annesi, Sevgi Hanım, sert adımlarla onlara doğru ilerliyordu. İşten izin almış olması? Böyle bir şey için değil.

“Emre! Sakın bunu yapma!” diye bağırdı, selam bile vermeden.

“Ne?” diye şaşırdı Emre.

“Bu çocuğu eve götürme. Bu senin oğlun değil!”

Sessizlik çöktü. İnci, bir tokat yemiş gibi geri çekildi.

“Anne, gerçekten ne dediğinin farkında mısın?” diye sordu Emre, onu tanıyamıyormuş gibi bakarak.

Her şey üç ay önce başlamıştı. Emre ilk kez açılmıştı: Kendinden büyük, bir çocuklu ve başka bir adamdan hamile bir kadına aşıktı.

Sevgi Hanım dehşete düşmüştü. Müdahale etmemeye çalışmıştı. Belki bu heves geçer, diye düşünmüştü. Ancak sonra Emre nişanlanacağını ve hem büyük çocuğu hem de doğacak bebeği evlat edineceğini söyledi.

“Aklını mı yitirdin?” diye tepki göstermişti o gün.

“Anne, bu benim kararım. Onu seviyorum. Bu çocukları da seviyorum. Onların babası olacağım.”

“Ama sen gençsin! Geçmişi olmayan bir kadınla kendi çocuklarını doğurabilirsin!”

“Onlar benim çocuklarım olacak,” diye kararlılıkla cevap vermişti Emre.

Sevgi Hanım, İnci ile konuşmayı denemişti. Onu bir kafeye davet etmiş, sakin bir şekilde konuşmuştu.

“Anla sen de bir annesin, ben de. Sana karşı değilim. Ama bu adil mi? Bir başkasının çocuğunu benim oğlum mu büyütecek?”

İnci sadece gülümsemişti.

“Yok olmamı mı istiyorsunuz? Boşuna uğraşıyorsunuz. Ben Emre’yi seviyorum. O da beni. Beraberiz. İsteseniz de istemeseniz de.”

O günden sonra İnci selam vermeyi bırakmış, Emre ise konuşmaktan kaçınmaya başlamıştı. Telefonlar sessiz kalmıştı.

Sevgi Hanım acı çekiyordu. Geceleri ağlıyor, eski kocasına anlatıyordu ama o umursamıyordu. Kız kardeşi bile “Önemli olan onun mutlu olması,” demişti.

Ancak Sevgi Hanım biliyordu: Oğlu, neye bulaştığını anlamıyordu. Körü körüne seviyordu. Ve sadece bir anne, bir çocuğunun nasıl manipüle edildiğini görebilirdi.

Yeğeni aracılığıyla taburcu tarihini öğrenmiş ve son bir kez durdurmak için orada olmaya karar vermişti.

“Oğlum, sana yalvarıyorum,” dedi titreyen bir sesle, herkesin önünde. “Bu çocuk senin değil. Bu hatayı yapma. Daha vakit varken…”

İnci çocuğu bir düşmandan korur gibi göğsüne bastırdı.

“Anne, git,” dedi Emre alçak ama sert bir sesle. “Bu benim oğlum. Ve onu eve götürüyorum. Senin sözlerin hiçbir şeyi değiştirmeyecek.”

“İnci,” diye döndü Sevgi Hanım ona, “Sen olgun bir kadınsın, iki çocuğun var. Benim ne hissettiğimi anlamıyor musun? Oğlumun bir para musluğuna dönüştüğünü görmem mi gerekiyor?”

“Yeter artık,” diye keskin bir cevap verdi İnci. “Beni terk eden bir adamdan çocuk yaptım. Emre yanımda olmak istedi—bu onun kararı. Ve sizin bu işe burnunuzu sokmaya hakkınız yok.”

“Ben bir anne olarak hakkımı kullanıyorum!” diye bağırdı Sevgi Hanım. “Sen ise… sen sadece onun iyi niyetini kullandın!”

“Ve siz sadece kimsenin dinlemediği bir kadınsınız. Demek ki kocanızın sizi terk etmesi boşuna değilmiş.”

Bu sözler bir şamar gibiydi.

Konuklar sessizdi. Kimileri bakışlarını kaçırıyordu. Emre, çocuğu alıp İnci ile arabaya yöneldi. Kapılar çarpıldı. Araba uzaklaştı.

Sevgi Hanım, bir başına, kalabalığın ortasında kaldı. Yabancıların sevincinde, yabancı çocukların gölgesinde, yabancı bir gerçekle baş başa.

Oğlu artık onun değildi. Ve bunu anlamıştı. Çok geç olmadan…

Bazen sevgi, bırakabilmekten geçer. Onun yerine dikilen duvarlar, en çok kendimizi hapseder.

Rate article
Lifequest
Bu Senin Çocuğun Değil!