Artık Annem Değilsin

İşten çıkıp arabasına bindiğimde telefonum çalmaya başladı. Tanımadığım bir numaraydı. İsteksizce açtım.

“Buyur, kimsiniz?”

“Benim… Merhaba,” diyen kadın sesi tanıdık gelmedi.

“Kimsiniz?” dedim, tedirginleşerek. “Kendinizi tanıtın!”

Sessizlik. Sonra, neredeyse fısıldayarak:

“Ben… annenim.”

Donup kaldım. Parmaklarım direksiyonu sıktı, kalbim hızla çarpmaya başladı.

“Saçmalama! Annem yirmi dokuz yıl önce öldü!”

“Hayır… Ben Ayşe… Seni ben doğurdum. Mehmet, gerçekten benim…”

Telefonu kapattım. Ellerim terlemişti. Sanki korkunç, unutmak için uğraştığım geçmişin kapısı aralanmıştı.

Birkaç dakika sonra telefon yine çaldı. Aynı numara.

“Seni dinlemek istemiyorum,” dedim sertçe. “Benim annem yok. Beni doğuran kadın dokuz yaşındayken beni bırakıp gitti. O günden beri yetimim.”

“Yalvarırım, sadece beş dakika…”

“Ne için? Yeni yalanlarını dinlemek için mi?”

“Bir kere görüş benimle. Her şeyi anlatacağım.”

İstemiyordum. Ama biliyordum ki peşimi bırakmayacak. Adresimi bulur, kapıma gelir, eşimi rahatsız eder, kızlarımı korkuturdu.

İki gün sonra İzmir’in bir kenar mahallesindeki parkta buluştuk.

Ayşe Hanım bankta oturuyordu; kamburu çıkmış, yaşlanmış, ama hâlâ geçmiş güzelliğinin izlerini taşıyordu. Elleri titriyordu.

“Merhaba, Mehmetçiğim…”

“Mehmet,” diye düzelttim soğuk bir tonla.

Gözlerini kaldırdı—içinde çaresizlik vardı.

“Biliyorum, suçluyum… Ama başka çarem yoktu…”

Sustum. Gözümün önüne çocukluğum geldi—bağırışları, fırlattığı tabaklar, beni yalnız bırakıp randevularına gidişi…

“Beni Hale Teyze’ye bıraktın. ‘Bir ay sonra geleceğim’ dedin. Ama sen bir Alman işadamıyla Almanya’ya kaçtın.”

“İkimize de yardım edeceğini sanmıştım… Ama seni istemedi. Ben de…”

“Onu seçtin. Beni değil.”

Hıçkırdı.

“Başka kimsem kalmadı. Kocam öldü, üvey çocukları beni evden attı. Yiyecek bir lokma ekmeğim yok. Tamamen yapayalnızım.”

“Kendine mi acıyorsun?” dedim, hafifçe başımı eğerek. “Peki ya dokuz yaşındaki ben kimden merhamet bekleyecektim?”

“Affet beni… Nasıl özür dileyeceğimi bilemedim. Hep senin gelip beni bulmanı bekledim…”

“Bana bir kart bile yollamadın. Hiç.”

Sessizlik. Sonra fısıldadı:

“Yine de iyi bir insan olmuşsun…”

“Senin nefret ettiğin insanlar sayesinde iyi bir insan oldum. Hale Teyze, eşim, dostlarım… Ama senin sayende değil.”

Elimi tutmak istedi, ama çektim.

“Ben seni yargılamıyorum. Ama sen benim için hiçbir şeysin. Düşmanım bile değilsin. Sadece boş bir yersin.”

“Ölüyorum…” diye inledi.

“O zaman gidip birine günahlarını itiraf et. Ama bana değil.”

Kalkıp döndüm, arkama bakmadan yürüdüm.

Ve yıllar sonra ilk kez içimde bir hafiflik hissettim. Geçmiş nihayet bırakmıştı beni. Hayat ise devam ediyordu.
Bugün anladım ki, bazı yaraları sarmak değil, bırakmak gerek. Çünkü insan bazen en çok, vazgeçerek özgürleşir.

Rate article
Lifequest
Artık Annem Değilsin