Beklenmedik Misafir

Küçük bir köy olan Güneşli Ova’da taze ekmek kokusu yayılıyordu. Emine Hanım, eski fırında ekmek pişiriyordu. Birden kapı çalındı ve mutfağın huzurlu sessizliği duman gibi dağıldı. Emine ellerini önlüğüne sildi ve kapıya koştu.

“Anne, tanıştırayım, bu Leyla, nişanlım,” dedi oğlu Mehmet, kapıda kocaman bir gülümsemeyle duruyordu.

Emine kıza baktı ve sanki yıldırım çarpmış gibi donakaldı. Leyla uzun boyluydu, neredeyse iki metre, mini etek giymiş, topuklu ayakkabılar, göz alıcı makyaj ve elinde kocaman bir çantayla duruyordu.

“Merhaba,” diyebildi Emine, şaşkınlığını gizlemeye çalışarak. “Ahmet, gel bakalım!” diye seslendi kocasına. “Mehmet, gelinimizi getirmiş, tanış!”

Ahmet, terliklerini sıyıra sıyıra, eski bir tişörtle çıktı. Leyla’yı görünce ağzı açık kaldı, sanki bir hayalet görmüş gibi.

“Selam,” diye mırıldandı ve toparlanıp kıyafet değiştirmek için odasına daldı.

Emine ona kızgın bir bakış fırlattı. Oğlu iki gün önce yalnız gelmeyeceğini söylediğinde sevinmişti. Mehmet otuzunu geçmişti, artık evlenme vakti gelmişti. Gösterişsiz, belki saçı örgülü, sade bir kıyafet giymiş bir kız hayal etmişti. Ama Leyla? Bunu beklemiyordu. Topuklu ayakkabılar, parlak ojeler, içinden tüyler fırlayan bir çanta… Emine’nin normal saydığı her şeye bir meydan okumaydı bu.

“Buyur gel, Leyla,” dedi, yüz ifadesini toparlamaya çalışarak. “Ahmet, çantayı al, niye öyle dikiliyorsun!”

Ahmet, temiz bir gömlek giymiş halde Leyla’nın çantasını aldı ve misafirleri içeri buyur etti. Emine, fırsat bulunca oğluna fısıldadı:

“Mehmet, kimi getirdin sen böyle? Bu nasıl bir kıyafet?”

“Anne, başlama şimdi,” diye güldü Mehmet. “Dışı öyle, içi altın gibi, göreceksin.”

Emine şüpheyle homurdandı ve hafifçe dualar okuyarak mırıldandı:

“Aman Allah’ım, ne sürpriz ama.”

Evde bir telaş başladı. Erkekler masada fısıldaşıyor, Leyla ise Emine ve Ahmet’in odasına yerleşmiş, eşyalarını çıkarıyordu. Emine hayretle çantadan tüylü şapkalar, mayolar, parlak kumaşlar çıktığını izliyordu.

“Bu da ne?” diyerek iki parmağıyla ipe benzer bir şeyi tuttu.

“İç çamaşırı,” diye gülümsedi Leyla. “İster misiniz, size vereyim? Bende daha var.”

“Yok ya, sağ ol,” diye homurdandı Emine, yüzünün kızardığını hissederek. “Peki sen niye bizim odamızda böyle rahat hareket ediyorsun?”

“Mehmet’in odasında yer yok, Amca Ahmet de bir şey demeyeceğinizi söyledi,” diye gülümsedi Leyla.

“Amca Ahmet, öyle mi?” dedi Emine, kocasına keskin bir bakış atarak. “Hadi oradan.”

Ahmet’i kolundan tuttu ve bahçeye çıkardı.

“Delirdin mi sen? Odamızı verdin öyle mi? Şimdi divanda mı yatacaksın, konuksever efendi!” diye tısladı.

Tam o sırada ahırdan ineğin böğürtüsü geldi.

“Eyvah, Gülbeyaz’ı sağmayı unuttum sizin yüzünüzden!” diye ellerini çırptı Emine ve hemen ahıra koştu.

Leyla bunu duyunca peşinden fırladı.

“Ben de deneyebilir miyim?” diye ürkekçe sordu. “Daha önce hiç inek sağmadım.”

Emine onu tepeden tırnağa süzdü.

“Bununla mı?” diye alaycı bir tonla sordu, Leyla’nın topuklu ayakkabılarına işaret ederek.

“Hemen değişiyorum!” dedi Leyla ve hızla eve girip bir dakika sonra şort ve tişörtle geri döndü.

Emine iç çekti.

“Tamam, hadi gel. Ama başına bir yazma al.”

“Şapka giyebilir miyim?” diye cıvıldadı Leyla. “Çiçekli çok güzel bir şapkam var.”

“Yazma!” diye kesip attı Emine. “Şapkaymış…”

Ahırda ona bir kova verdi.

“Şöyle sağacaksın. Ben kahvaltı hazırlayayım.”

Yarım saat geçti, Leyla hâlâ dönmemişti. Emine sofrayı kurdu ve söylenerek ahıra gitti. Gördüğü manzara karşısında kendini tutamayıp kahkaha attı. Leyla, eğri duran yazmasıyla ineğin etrafında dolaşıyor, bir yandan mırıldanıyordu.

“Her yere baktım ama bulamadım!” diye savundu kendini, Emine gülmekten kesildikten sonra ona doğru sağmayı gösterdi.

Kahvaltıdan sonra Leyla güneşlenmeye karar verdi. Bir örtü serdi, mayosunu giyip bahçeye uzandı. Ahmet, bütün hafta işten kaçan adam, aniden tırpana sarıldı ve çitin dibindeki otları biçmeye başladı, ara sıra misafire bakıyordu.

“Leyla, bana ahududu toplamaya yardım eder misin?” diye tatlı bir sesle sordu Emine. “Reçel ve komposto yapacağız.”

“Tabii, Emine Teyze!” diye heyecanlandı Leyla.

Ahududu bahçesinde Emine ona bir kavanoz verdi. Leyla o kadar hevesle meyveleri toplamaya başladı ki Emine şaşırdı. Tam o sırada komşusu seslendi ve iki kadın uzun uzun sohbet etti. Emine, hayalindeki gelin gibi olmadığından yakındı, komşusu da hemen yargılamamasını tavsiye etti.

Bahçeye döndüğünde Leyla’yı bulamadı.

“Leyla, neredesin?” diye seslendi.

“Buradayım!” diye bir cevap geldi ısırgan otlarının arasından.

Leyla, saçında dikenler, başı dağınık bir şekilde çıktı.

“Oraya niye girdin?” diye şaşırdı Emine. “Orası kimsenin arazisi, terk edilmiş bir ev!”

“Ama oradaki meyveler d”O meyveler daha büyük,” diye gururla cevapladı Leyla, dolu kavanozu göstererek.

Rate article
Lifequest
Beklenmedik Misafir