Her Gün Evlilik İmtihanı: Kayınvalide Hayatımı Kabusa Çevirdi

Bugün de kaynana derdi… Hayatımı karartan bu kadınla nasıl başa çıkacağımı artık bilemiyorum.

Murat’la evlendiğimizde, ailemizden ayrı yaşamanın en doğru karar olduğunu düşünmüştük. O, özel bir şirkette mühendis olarak çalışıyordu, ben de babaannemin dairesinin satışından kalan parayla evin peşinatını ödedim. Kendi yuvamızı kurmak, sessiz ve huzurlu bir hayat hayal ediyorduk. Ama kim bilebilirdi ki bu eve onun annesi de taşınacak?

Fiziken yanımızda yaşamıyordu belki, ama her yerdeydi. Prizlerde, dolaplarda, her bir kaşıkta onun varlığını hissediyordum. Hiçbir karar, hiçbir alışveriş, hiçbir özel an onun müdahalesi olmadan geçmiyordu – ister çaydanlık olsun, ister perde, ister banyo paspası.

Perdeleri değiştirmeyi ağzıma alsam, anında kapımızdaydı, elinde kataloglar, öneriler, “Şu renk daha uygun” lafları… Bayramlar, özel günler sanki bir tiyatro oyunu gibi onun senaryosuna göre yaşanıyordu. Bir kere arkadaşlarla yılbaşını şehir dışında geçirmeyi planladık. Her şey ayarlanmıştı, yiyecekler alınmış, transfer ayarlanmıştı. Ama o öyle bir sahne çıkardı ki, Muhsin Ertuğrul bile hayran kalırdı. Gözyaşları, sitemler, “Böyle bir gecede anneyi bırakıp giderler mi?” çıkışları… Sonunda evde kaldık, paramız boşa gitti, o da bütün gece televizyondaki şarkıcıları eleştirerek imparatoriçe edasıyla koltuğuna kuruldu.

Hamile kaldığımı öğrenince, Murat’la misafir odasını bebek odasına çevirmeye karar verdik. Laf arasında bunu söylememiz yetti. Ertesi sabah kapıda iki işçi ve kollarında duvar kağıtlarıyla dikiliyordu. Bir şey diyemeden, onun istediği renklerde, onun hayal ettiği şekilde tadilat başladı. Ben kendi evimde bir köşede durmuş, yabancı gibi hissediyordum.

Murat’a defalarca anlattım. Bu evin sahibi gibi hissetmiyorum. Kendi kararlarımı vermek, küçük bir sünger seçiminde bile özgür olmak istiyorum. Ama hep aynı cevabı alıyorum: “Annem sadece yardım etmek istiyor. Zevki güzel. Bunları bizi sevdiği için yapıyor.” Peki benim sevgim? Benim isteklerim? Benim zevkim? Hepsi hiç mi sayılacak, sırf ben “böyle mükemmel bir oğul” doğurmadığım için?

Ve sonunda zirve yaptı. Bir gün geldi ve zafer kazanmış komutan edasıyla, “Murat’la tatile çıkıyoruz. Antalya’ya. Biraz dinlenmem lazım, bütün yükü ben çekiyorum” dedi. Yedinci ayda karnımda bebekle öylece kaldım, tek kelime edemedim. Murat, “Annemi yalnız bırakamam” diye mırıldandı. Ben de açıkça söyledim: Eğer onunla giderse, bir daha karşımda eşim olarak durmasın.

Sonuç? Evimize öfkeyle girdi, bağıra çağıra beni kıskanmakla suçladı. “Ben sana kocanı doğurdum, besledim, büyüttüm, sen nankörün birisin!” dedi. Benim gidemeyeceğimi, “Karnına bebek alıp şimdi engel oluyorsun” diye söylendi. Hep onun fedakarlıkları, hep onun emekleri…

Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemiyorum. İki kişilik bir evlilikte üçüncü kişiyle yaşamaktan yoruldum. Savaşmak istemiyorum, ama böyle de devam edemem. Kendimi kaybediyorum – bir kadın, bir eş, bir anne adayı olarak… Korkuyorum, bebek doğduğunda bezini seçmekle kalmayacak, adını, okulunu, kiminle arkadaş olacağını da o belirleyecek.

Arkadaşlar, böyle bir “altın” kaynanayla nasıl yaşanır, bir fikriniz var mı? Yoksa kabullenmek mi lazım, hayatımın sonuna kadar benimle olacak – bir gölge gibi, bir arka plan gibi, her zaman benden yüksek çıkan bir ses gibi?

Yazın artık… Bu çılgınlıkla nasıl baş edeceğimi bilmiyorum.

**Bugün öğrendiğim ders:** Bazı savaşlar yalnızca senin cesaretini değil, sabrını da test eder. Ama sınırlarını korumazsan, başkasının hayatını yaşarsın.

Rate article
Lifequest
Her Gün Evlilik İmtihanı: Kayınvalide Hayatımı Kabusa Çevirdi