Bir Hata, Ömür Boyu Bedel

Bir zamanlar yaptığım hata, şimdi hayatıma mal oluyor.

Ayşegül, İstanbul’un sonbahar sokaklarında ağır valizini sürükleyerek yürüyordu. Rüzgâr saçlarını savuruyor, soğuk yağmur yüzüne çarpıyor, topukları kan içinde kalana dek yürümüştü. Ama en çok yüreği acıyordu.

“Nasıl böyle oldu?” diye mırıldandı, su birikintilerine bakarak. “Nasıl bu kadar safça inandım?”

Mehmet’le altı yıl… Sözler, birlikte geziler, onun evinde yaşamak, hediyeler, çiçekler… Şimdiyse valiz, sokak, banka hesabında sıfır lira. Ona “hep yanındayım” diyen adam, şimdi “başkasını sevdim” deyip kapıyı gösterdi.

Ayşegül ağlamadı. Gururu buna izin vermezdi. Ama içi dipsiz bir kuyu gibiydi.

Sıcak bir kafeye gözü takıldı. Dinlenmek, ısınmak istedi. İçeri girdi, bir Türk kahvesi ve iki adet tulumba tatlısı söyledi. Pencerenin yanına oturdu. Üstüne titrediği saçları yağmurdan ıslanmıştı. Kafe kalabalıktı: arkadaşlarıyla kahve içen kadınlar, el ele çiftler, yaşlı bir çift… Ve pencerenin yanında, pahalı bir takım elbiseli, dizüstü bilgisayarına odaklanmış bir adam.

Ayşegül kahvesini düşürecek gibi oldu. O’ydu. Alper.

Tam yedi yıl önce Mehmet için terk ettiği Alper. O zamanlar büyükannesiyle yaşıyor, eskimiş gömlekler giyiyor, yazılım kurslarına para biriktiriyordu. “Biraz sabret,” diyordu, “her şey düzelecek.” Ama o beklemek istememişti. Eski evde, çınlayan saatler ve ilaç kokuları arasında yaşamak istememişti. “Şimdi” güzel bir hayat istemişti.

Şimdiyse Alper—olgun, kendinden emin, şık. Görünüşe göre, parası da vardı. Ayşegül ona bakakaldı, kahvesi ve tatlısı unutulmuştu. Gözünün önüne anılar geldi: Mutfakta çay içtikleri akşamlar, sevecen büyükannesi, ona “prensesim” diyerek omlet yapan Alper…

Dudaklarını ısırdı. Belki şansı vardı? Belki hâlâ bekârdı? Belki onu affederdi?

Ayağa kalktı. Kafenin yarısını geçmişti ki çocuk sesi duyuldu:

“Baba! Babacığım!”

Alper döndü. Beş yaşlarında bir kız çocuğu ona koşuyordu. Arkasında ise uzun saçlı güzel bir kadın. Kızını kucakladı, eşini öptü ve onları masasına götürdü.

Ayşegül dondu kaldı. Geri döndü, sessizce yerine oturdu. Valiz, tatlılar, soğumuş kahve. Kalbi o kadar sıkıştı ki bağırmak istedi.

Hata. O büyük hata. Seni gerçekten seven birini, sadece güzel laflar edip sonra seni bir çırpıda terk eden biri için terk etmek.

Şimdi Alper mutluydu. Oysa onun ne evi vardı, ne aşkı, ne de geleceği. Sadece anılar ve elinde ağır bir valiz.

Kafeden çıktı, kapıyı kapattı ve o an anladı: Asıl hata, yanlış kişiyi seçmek değil, seni gerçekten sevenlerin kıymetini bilmemekti.

Rate article
Lifequest
Bir Hata, Ömür Boyu Bedel