«Sen Beni Aldatıyor musun?» — ve Her Şey Kötüye Gitti

“Bana ihanet mi ediyorsun?” diye sordu ve her şey altüst oldu.

Ece, eve geç saatte döndü. Montunu çıkardı, çantasından işten getirdiği böreği çıkardı ve sessizce mutfağa yürüdü. Dışarıdan sakin görünüyordu, ama içi kaynıyordu. Son aylarda hayatı paramparça olmuştu. Yine de ayakta durmaya çalışıyordu. Akşam yemeğini hazırladı, ocağı yaktı, salatayı doğradı ve tabakları masaya yerleştirdi. Tam saat sekizde, tıpkı her günkü gibi, kocası içeri girdi.

Emir, sessizce ceketini çıkardı, mutfağa geçti ve masaya oturdu. Birkaç saniye karısına baktı, sonra asık bir suratla konuştu:

“Bana ihanet etmiyorsun, değil mi?”

Ece elindeki tabakla donup kaldı. Birkaç saniye derin bir sessizlik oldu. Sadece ucuz duvar saatinin tıkırtısı duyuluyordu.

“Bu neyin nesi?” diye soğuk bir tonla sordu, yerinden kımıldamadan.

“Öylesine… Son zamanlarda garip davranıyorsun. Eskisinden daha fazla makyaj yapıyorsun. Daha renkli giyiniyorsun. İşten geç geliyorsun. Sanki birine âşık olmuşsun gibi.”

Sessizce tabağı önüne koydu.

“Şu an ciddi misin?” dedi Ece. “Krediyi çekebilmek için iki işte birden çalışıyorum. Mart ayından beri eve bir kuruş getirmedin. Seni suçlamıyorum. Ama hiç olmazsa destek ol, bana saçımı kestirdim diye kıskançlık krizi geçirme!”

Emir ani bir hareketle kalktı ve yemeği beklemeden yatak odasına gitti, kapıyı çarparak.

Bir zamanlar Ece, evliliğini bir şans olarak görüyordu. Emir neşeli, güvenilir, içkiye düşkün olmayan biriydi. Evlendikten sonra bir ev kiraladılar, ardından oğulları Efe doğdu ve iki yıl sonra konut kredisi aldılar. İkisi de çalışıyordu, ama Emir kariyerine odaklanırken Ece daha çok ev ve çocukla ilgileniyordu.

Ama her şey bir yılda bozuldu. Emir işini kaybetti, günlerini laptopun başında geçirip hayattan şikâyet etmeye başladı. Ece her şeyi tek başına sırtlandı. İşten bir arkadaşı, ek iş bulmasını önerdi: yalnız yaşayan bir emekliye alışveriş yapmak, ilaç götürmek ve sohbet etmek.

Böylece Ece, Ayşe Hanım’la tanıştı—tuhaf ama zeki ve yalnız bir kadın, sadece sohbet etmek için para ödüyordu. Uzun yıllar sonra ilk kez Ece, birilerine sadece temizlikçi ya da anne olarak değil, bir arkadaş olarak da ihtiyaç duyulduğunu hissetti. Çay eşliğinde yaşlı kadın geçmiş hikâyelerini anlatıyor, gülüyor, felsefe yapıyor ve sürekli şunu söylüyordu:

“Daha fazlasını hak ediyorsun. Bir gölge gibi yaşamayı bırak. Kalk ve yürü. Kendine değer ver, kendini sev.”

Ece değişmeye başladı. Saçını kestirdi, birkaç şık ama uygun fiyatlı elbise aldı. Başı dik yürümeye başladı. Emir bunu fark etti—ve korktu. Karısını kaybetmekten değil, onun üzerindeki kontrolünü yitirmekten.

Bir gün Ece’nin laptopunu karıştırdı. Sadece iş programları, oğlunun fotoğrafları ve yemek tarifleri vardı. Ama yine de kavga çıkarmak için bir bahane bulmuştu.

“Sen ona temizlikçi mi olmuşsun? Para için mi? Ben sana bunca yıl ne verdim ki?”

“Bana bir evlat verdin. Şimdi de ikinizi ben geçiriyorum. Ek iş yaptığım için değil, şu an bana böyle laflar eden bir adamla yaşadığım için utanıyorum!” dedi ve çıkıp gitti.

Bir ay sonra Ece, boşanma davası açtı. Emir çocukluk arkadaşının yanına taşındı. Ece ise… Hayatında ilk kez özgürlüğü tattı. Bu özgürlükte korku yoktu. Sadece huzur—ve artık her şeyin farklı olacağına dair bir inanç. Şimdi, kendi için…

Rate article
Lifequest
«Sen Beni Aldatıyor musun?» — ve Her Şey Kötüye Gitti