On yıl birlikte yaşadık, ama babam yüzünden çocukları alıp gitti…
Otuz dört yaşındayım. Ve tamamen yalnızım. Eşim gitti. Üç oğlumuzu da alıp annesinin yanına, Antalya’ya taşındı. Ben ise, taş üstüne taş koyduğum bu evde oturup, duvardaki saatin boşluğu saymasını dinliyorum. On yıl beraberdik. Böyle bir hayatı ne yıkabilirdi ki? Ama yıktı. Babam.
Ayşe’yle tanışmamız, pek çok insan gibi, sosyal medyada oldu. Önce yazışmalar, sonra buluşmalar, birkaç ay sonra da düğün… Her şey bir rüzgâr gibi esti, sürükledi bizi. Gerçekten mutluydum. Bir yıl sonra ilk oğlumuz Emre doğdu. O anki sevincimi kelimelerle anlatamam. Yorgunluk hissetmez, sorunları görmez, sadece ailem için yaşardım.
O zamanlar İstanbul’da, benim ailemle aynı evde kalıyorduk. İlk hatam buydu. Babam, çalışkan bir adamdı ama içkiyi fazla kaçırırdı. Öfke nöbetleri giderek sıklaştı. Kavgalar, bağrışmalar, aşağılamalar… Ayşe hepsine sessizce katlandı. Ben göz yumdum. “Dayanırız, geçer, alışır,” diye düşündüm. Annem çoktan babamdan vazgeçmişti, ama Ayşe için her şey yeni ve acı vericiydi.
Bir gün, sarhoşluğun verdiği öfkeyle Ayşe’nin kollarını tutup bağırmaya başladı. Ayşe kurtulup ağlayarak beni aradı. Koşarak eve geldim. Kavga, bağrışma… Sonunda babam bizi evden kovdu. Kucağımızda bebeğimizle sokakta kaldık. Ayşe itiraz etmedi. Onun annesinin yanına, Bursa’ya taşındık.
Ama orada da huzur yoktu. Kayınvalide… zor bir kadındı. Sürekli yeni erkekler, gürültü, tartışmalar… Ayşe bile alışamıyordu, ben ise iyice yabancı hissettim. Ama gidecek yerimiz yoktu. Ayşe ikinci çocuğumuza hamileydi. Doğdu, adını Can koyduk. Hareketli, neşeli, gülüşüyle herkesi ısıtan bir çocuk oldu. Ayşe çocuklarla ilgilenirken, ben ailemi geçindirmek için iki işte çalışıyordum.
O evde neredeyse üç yıl kaldık. Sonra kayınvalidem bizi de kovdu. Direkt yüzüme söyledi: “Seni sevmiyorum. Defolun.” Ayşe benimle çıktı. Kiralık bir ev bulduk, rahat bir nefes aldık. Kimsenin karışmadığı, kurallarının olmadığı bir yerde… İlk kez gerçekten bir aile olduğumuzu hissettik. Zordu, ama mutluyduk. Para zor yetiyordu, Ayşe evden ek iş yapıyordu. Ama beraberdik. Bu yeterdi.
Sonra annem, İzmir’in yakınında bir arsa alıp ev yapmaya karar verdi. Tüm aile için büyük bir hayaldi. Bizi de çağırdı, “Her şey farklı olacak,” dedi. İnandık. İnşaat için emeğimizi, zamanımızı, paramızı harcadık. İki yıl sonra taşındık. İki katlı evde herkese yer vardı: annemle babama da, bize de. Sakindi. Üçüncü oğlumuz Deniz doğdu.
Ama huzur uzun sürmedi. Ayşe’nin annesi evini satıp, kardeşinin yanına, Ankara’ya taşınırken bize “birkaç günlüğüne” uğradı. Kaldı. Yeni bir adamla geldi. Dedikodular, eleştiriler, kavgalar başladı. Ayşe gerildi, öfkelendi. Babam yeniden içmeye başladı. Ben ise yeni bir iş bulmuş, sık sık seyahatlere çıkıyordum. Eve iki haftada bir uğruyordum. Evde ise kabus büyüyordu.
Bir seyahatten döndüğümde, Ayşe’yi eşyalarını toplarken buldum. Ağlıyordu. “Dayanamıyorum artık,” dedi. “Baban yine bağırdı, ‘Senin tek becer…Bana baktı ve gözyaşları içinde ‘Bana bir daha asla iyi günler yaşatmayacaksın,’ dedi.




