**Günlük:**
Bu savaş tam altı yıldır sürüyor, evliliğimizin ilk gününden beri. Ben, Ayşe, ve eşim Mehmet’in dört yaşında bir oğlu var, Deniz. Ama kayınvalidem ve ailesi onu bile tanımıyor. Onu kucaklarına almıyorlar, halini hatırını sormak için aramıyorlar. Ne yaptım da bu muameleyi hak ettim, bilmiyorum. Hiç saygısızlık etmedim, tartışmalara girmedim, hep nazik davrandım. Ama sebep daha derinlerde yatıyordu: Mehmet, kayınvalidemin gözünde layık gördüğü kızla değil, benimle evlenmişti.
O kızın adı Elif’ti. Fatma Hanım sürekli onun ne kadar akıllı, güzel, varlıklı bir ailenin kızı olduğunu anlatırdı. “İşte oğluma layık bir gelin!” derdi, benim yanımda bile çekinmeden. Akrabaları da aynı nakaratı tekrarlardı: “Sen, Ayşe, Elif’in yanında değilsin.” Kayseri’nin küçük bir kasabasında, mütevazı bir ailede büyümüş biri olarak kendimi hep ezik hissettim. Kayınvalidem için bu, alay etmek için yeterli bir sebepmiş gibiydi.
Mehmet ise bu zulmü görmezden geliyordu. “Takma kafana,” derdi, “sadece laf olsun diye söylüyorlar.” Ama onun sözleri bana ihanet gibi geliyordu. Nasıl görmezden gelebilirdi ki eşinin hakaretler karşısında ezildiğini? Son zamanlarda sık sık ailesinin yanına gidiyor, gece geç saatlerde dönüyordu. “Aile işleri,” diyerek geçiştirir, gözlerime bakmazdı. Aramızdaki duvar her geçen gün yükseliyordu ve sabrım tükeniyordu.
Akrabaları bizim eve gelmezdi, ben ne kadar davet etsem de. Doğum günümü kutlamazlardı, bir mesaj bile atmazlardı. Aile kutlamalarında sadece Mehmet’i çağırır, “Buraya yabancılar gelmez,” derlerdi. Beni hiçbir zaman ailelerine kabul etmediler, kendimi hep dışlanmış hissettim. Deniz, “Anne, neden büyükanne benimle oynamak istemiyor?” diye sorduğunda içim parçalanıyordu. Ne cevap vereceğimi bilemezdim, sadece onu kucaklar, gözyaşlarımı saklardım.
Durum artık katlanılmaz hale gelmişti. Boşluktan çıkamıyordum. Mehmet beni savunmuyordu, ailesine dur demiyordu. Annesinin sözlerini kanun kabul ediyordu. Kendi evimde yalnızdım ve bu acı içimi kemiriyordu. “Eğer benim tarafımda durmazsa, böyle yaşayamam,” diye düşündüm, uyuyan Deniz’e bakarken.
Yılbaşı, son damla oldu. Eğer Mehmet yine bizi bırakıp ailesinin yanına giderse, eşyalarımı toplayıp sonsuza dek gidecektim. “Artık onurumun çiğnenmesine izin vermeyeceğim,” diye tekrarlıyordum kendime. Ama kalbimin bir köşesinde, evimin bizi seçeceğine dair bir umut vardı.
Yılbaşı arifesinde Mehmet her zamanki gibi kaçamak cevaplar verdi. “Henüz karar vermedim,” diye mırıldandı, gözlerime bakmadan. Ben sessiz kaldım ama kararım kesindi. Artık bavulları topladığımı, Deniz’le birlikte kız kardeşimin yanına, Nevşehir’e gittiğimi hayal ediyordum. Orada kimse bana tepeden bakmazdı, kimse bana “yabancı” demezdi.
Akşam, yılbaşından bir gün önce, Mehmet geç geldi. “Annem rahatsız, yarın yanlarına gitmem lazım,” dedi, bana bakmadan. İçimde bir şey koptu. “Biz ne olacağız?” diye fısıldadım. “Deniz ve ben yine yok muyuz?” Mehmet cevap vermedi. Bu sessizlik, onun cevabıydı.
O gece, Mehmet uyurken mutfakta oturmuş, pencereden yanıp sönen ışıklara bakıyordum. Düşüncelerim dağınıktı ama tek bir şey nettir: Bu cehennemde daha fazla kalamazdım. Sabah, Mehmet ailesine gitmek üzere hazırlanırken ben sessizce eşyaları topluyordum. “Nereye gidiyorsun?” diye şaşırdı, bavulu görünce. “Gidiyorum,” dedim sakin bir sesle, gözlerinin içine bakarak. “Artık senin ailende yabancı gibi hissetmekten yoruldum. Eğer sen Deniz’i ve beni koruyamıyorsan, ben koruyacağım.”
Mehmet donup kaldı, yüzü bembeyaz oldu. “Ayşe, bekle, konuşalım,” diye mırıldandı. Ama ben çoktan Deniz’in elini tutmuş, kapıya yönelmiştim. “Seçimini yaptın,” dedim son bir kez. Kapı kapandı, ardında bir sessizlik bırakarak.
Deniz’le birlikte ablamın yanına gittik. İlk zamanlar zordu: Eşimin ihaneti ve ailesinin kayıtsızlığı içimi yakıyordu. Ama ablam ve ailesi bizi sevgiyle sardı, zamanla nefes almaya başladım. Yeni bir iş buldum, küçük bir ev kiraladım, Deniz’i anaokuluna yazdırdım. Hayat yavaş yavaş düzeliyordu.
Altı ay sonra Mehmet karşıma çıktı. “Haksızlık ettim,” dedi, gözlerini yere dikerek. “Annem baskı yaptı, karşı koyamadım. Ailemizi geri istiyorum.” Ona baktım ama kalbimdeki o eski sıcaklık yoktu. “Bize ihanet ettin,” diye fısıldadım. “Sana güvenemem.” Mehmet gitti, ben ise Deniz’i kucaklarken doğru kararı verdiğimi anladım. Yeni hayatım zordu ama artık onurum yerindeydi. Yıllar boyunca ilk kez özgür hissettim.




