Geçmişin Gölgesi: Kalpte Dram

Gölgelerin Dansı: Leyla’nın Kalbindeki Fırtına

Leyla, küçük bir kasaba olan Çamköy’ün sessizliğine gömülmüş, evinde oturuyordu. Doğum izninin rutini onu sarmıştı; günler, ninniler ve ev işleri arasında birbirine karışıp gidiyordu. Ama her akşam, eşi Emre’nin dönüşünü dört gözle bekliyordu, böylece o sıcacık apartman dairesinin dışındaki dünyaya bir an olsun dokunabiliyordu. Bugün her zamankinden geç gelmişti ve yorgun ama bir o kadar da düşünceli bir ifadeyle karşılamıştı Leyla’yı.

“İşler nasıl geçti?” diye sordu Leyla, her zamanki gibi hafif bir gülümsemeyle, gününü renklendirecek bir şeyler duyma umuduyla.

Emre bir an duraksadı, sanki kelimeleri tartıyordu. Sessizliği, ağır bir yaz fırtınası gibi odada asılı kaldı.

“İnanılır gibi değil ama hayat ne garip tesadüflerle dolu!” diye patlattı sonunda, gergin bir kahkaha atarak. “Haklılar, biz bir köy kadar küçüğüz aslında!”

“Neyden bahsediyorsun?” Leyla tetikteydi, sırtında bir ürperti hissetti.

“İşe yeni bir eleman geldi. Onu görünce donup kaldım. Kimmiş biliyor musun? Aylin! Aylin Demir!”

Leyla’nın yüzünden kan çekildi. Bu isim, geçmişten gelen bir yankı gibi kalbine saplanmıştı, özenle gömmeye çalıştığı anıları canlandırıyordu. Yedi yıl önce, Emre’yle tanıştığında, başka biriydi—neşeli, açık sözlü, ama ulaşılmaz. Çünkü kalbi başkasına, Aylin’e aitti. Şimdi bu isim, ruhunda bir fırtına koparıyordu.

O zamanlar Leyla müdahale etmeye cesaret edememişti. Başkalarının duygularına saygı duymuş, kimsenin mutluluğunu bozmak istememişti. Tesadüfler onları bir ortak arkadaş sayesinde bir araya getiriyordu, ve bazen farkında olmadan Emre’ye bakakaldığı oluyordu. İyilikle, karizmayla dolu, sıcak bir gülümsemesi vardı. “Ne kadar şanslıymış sevgilisi,” diye geçiriyordu içinden, onun gibisini bulmayı hayal ediyordu. Ama sonra bir gün Emre tek başına çıktı geldi, gözlerindeki ışık sönmüştü. Ayrılmışlardı—üstelik Aylin’in isteğiyle.

Leyla içten içe üzülmüştü, ama bir yandan da sevinmişti. Belki de bu, onun şansıydı. Acele etmedi, ayrılıklarının kesin olduğundan emin olmak için bekledi. Birkaç ay sonra Emre’yi akşam yemeğine davet etti. Böylece onların hikâyesi başladı. Birbirlerini kolayca anladılar, ve kısa sürede aralarında bir aşk filizlendi. İki yıl sonra evlendiler, üç yılın ardından da Leyla doğum iznindeyken küçük kızları dünyaya geldi.

Ama Aylin… Aylin, Emre’nin bir zamanlar acı çektiği kadındı. Onun yerini alan Leyla, yıllardır korkuyordu: Acaba Emre’nin aşkı, geçmişi unutmak için miydi? Zamanla duygularının gerçek olduğuna inanmak istemişti, ama şimdi Aylin’in ismi yeniden evlerinde yankılanınca, eski korkuları canlandı.

“Vay canına,” diyebildi sadece Leyla, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak. “Nasılmış peki?”

Emre omuz silkti, gözlerini kaçırarak.

“Çok konuşmadık. Selamlaştık, o kadar.”

“Evli mi?” Leyla’nın boğazı düğümlenmiş gibiydi.

“Bilmiyorum,” dedi Emre, sesinde bir huzursuzluk vardı. “Zaten umrumda da değil. Selam verdik, güldük, hepsi bu. Neden önemli olsun ki?”

Ama Leyla, onun samimiyetsiz olduğunu anlamıştı. Sözleri bir mazeretti—hem ona hem de kendine. Kıskançlık, bir zehir gibi damarlarında yayılıyordu. Ya Aylin onu alıp götürürse? Ya eski duygular yeniden alevlenirse? Emre’nin Aylin’i ne kadar çok sevdiğini hatırlıyordu. O zamanlar bu, gerçek ve her şeyi yutan bir aşktı.

Emre elbette yalan söylüyordu. Merak ediyordu eski sevgilisinin hayatını. Ve dürüst olmak gerekirse, onu görmekten memnundu. Bakışları kesiştiğinde içinde bir şeyler kıpırdamıştı. Hayır, Leyla’yı ve kızlarını seviyordu. Onu üzecek bir şey yapmayacaktı. Ama yine de ertesi gün işe gidip Aylin’i tekrar görmeyi dört gözle beklediğini fark etti. Sadece biraz sohbet etmek için. Bunun nesi kötüydü ki?

Leyla’nın endişesini gören Emre, işe gitmeden önce onu rahatlatmaya çalıştı:

“Bugün erken dönmeye çalışacağım, işleri hallettim sayılır. Akşama güzel bir şeyler hazırlar mısın?”

“Tabii,” diye zoraki bir gülümseme yapıştırdı Leyla.

“Seni seviyorum.”

“Ben de seni,” dedi Leyla, ama sesi titredi.

Kapı Emre’nin ardından kapanır kapanmaz, gülümsemesi kayboldu. Gitmeden önce hiç “Seni seviyorum” demezdi. Bu, kötüye işaret miydi? Yoksa iyi mi? Derler ya, erkekler suçluluk duyduklarında ilgi gösterirmiş. Bu düşünce Leyla’nın aklından çıkmıyordu.

Kendini oyalamak için kızına odaklandı, tam da uyanmıştı. Ama endişe peşini bırakmıyordu.

İş yerinde Emre, Aylin’le tekrar karşılaştı.

“Selam, harika görünüyorsun,” dedi Aylin, gözleri ışıldayarak.

“Sen de,” dedi Emre, içinde bir şeylerin burulduğunu hissetti.

“Öğle yemeğini birlikte yer miyiz? Biraz sohbet ederiz.”

“Neden olmasın…”

Emre bunun yanlış olduğunu biliyordu. Sınırları hemen koymalıEmre o akşam eve giderken, yolda durup derin bir nefes aldı ve kendine söz verdi: “Ailem her şeyden önce gelir,” diye mırıldandı.

Rate article
Lifequest
Geçmişin Gölgesi: Kalpte Dram