«Eve Kimi Getiriyorsun Oğlum…»

Bugün çok önemli bir gündü. Oğlum Emre, nişanlısını ilk kez eve getirecekti. Bütün günümü mutfakta geçirdim. En sevdiği yemekleri hazırladım: zeytinyağlı dolmalar, kıtır kıtır tavuk, mis gibi börekler… Ev tertemizdi, örtüler ütülü, tatlılar soğumaya bırakılmıştı. Aynaya bakıp saçlarımı düzelttim durdum. İçimde bir heyecan, bir telaş… “Acaba beğenecek mi?” diye düşündüm durdum.

Kilit sesiyle irkildim. “Geldiler!” diye düşündüm, koridora doğru yürümeye hazırlanırken, alçak sesli bir konuşma duydum.

“Emre, ciddi olamazsın! Burası mı senin evin?.. Antika pazarı gibi,” diye burun kıvırdı Sevgi.

“Kısık sesle konuş, duyacak annem. Neden böyle yapıyorsun?”

“Duysun! Belki bu kadar eşyanın çöpe atılması gerektiğini anlar!” diyerek koridordaki eski vitrinin ayağına sertçe vurdu.

“Ne cüretle!” diye çıkıştım odadan. Yüzüm bembeyaz olmuştu, gözlerim ateş saçıyordu. “Burasi benim evim, pazar yeri değil!”

Derin bir sessizlik oldu.

Sevgi özür bile dilemedi. Yemekte burnunu kıvıra kıvıra, tabağında oynadı durdu. “Burası çok eski moda” diye imalar yaptı, “tadilat yapılmadan asla burada yaşayamayız” dedi.

Midem bulanmıştı. Sessizce kalkıp balkona çıktım, avuçlarımı göğsüme bastırdım. Otuz yıl boyunca tek başına büyüttüğüm oğlum için ilk kez pişmanlık duydum. Kocam, Emre daha bir yaşına bile basmadan gitmişti. Hem iş, hem ev, hem çocuk… Hepsi benim üstümdeydi.

Şimdi bu ev, bu yabancı kadına batıyordu.

Sevgi hamile olduğunu söylediğinde sesimi çıkarmadım. Anlamıştım zaten: Bu birliktelik hayır getirmeyecekti. Değerlerimiz çok farklıydı. Ama torunum için, oğlum için… “Burada kalın. Ev geniş. Kendinize bir oda yaparsınız,” dedim.

“Bir oda mı? Yetmez ki!” diye çıkıştı Sevgi. “Bu köhne evi satıp iki daire alacağız.”

“Ailemin ömür boyu emek verdiği evi satmana izin vermem!” diye bağırdım sonunda.

Ertesi gün Emre belgelerle geldi. Payını istiyordu. Bakmadan imzaladım.

“Sat. Ne yaparsan yap. Ama bil ki, bu evle birlikte sadece duvarları değil, ailenin bir parçasını da kaybediyorsun.”

Bir hafta sonra, sessizce, gece uykusunda gittim. Emre benim fotoğraflarımı pencere kenarında buldu. Birinde, daha bebekken onu, babaannemin piyanosunun yanında tutuyordum.

Şimdi bomboş kalan odada, sadece yankılar vardı.

Eşyalar… Eşyaları Sevgi çoktan satmıştı bile.

Üç yıl sonra Emre, “kendi” bir odalı dairesinde yaşıyordu. Yalnız. Sevgi ve çocuk ayrı. Eski yeşil çuhalı masa, köşede onarılmış haliyle duruyor. Yanında annemin fotoğrafı… Ve her akşam, içinden ondan özür diliyor…

Hayat bana şunu öğretti: Evlatlarımız için her şeyi yaparız, ama bazen onların seçimlerini değiştiremeyiz. Ve asıl acı olan, kaybettiğimiz şeyin evler değil, aşkın kendisi olduğunu anlamaktır.

Rate article
Lifequest
«Eve Kimi Getiriyorsun Oğlum…»