Mehmet ve Ayşegül’ün düğünü vardı. Konuklar sabahın erken saatlerinden itibaren toplanmaya başlamıştı; elbiseler, şampanya, müzik… Her şey olması gerektiği gibiydi. Mehmet’in annesi, Emine Hanım, törenden iki gün önce gelmişti — gelinin ailesiyle tanışmak ve hazırlıklara yardım etmek için.
“Anne, harika görünüyorsun,” dedi Mehmet, onu kapıda karşılarken. “Sanki aşık olmuşsun gibi,” diye şakayla karışık ekledi.
O an fark etti ki annesinin yanakları kızarmış, gözleri birden yere dikilmişti. Şaşırdı ama sesini çıkarmadı.
Ertesi gün, düğün günü, babasının eski dostu Ahmet Bey geldi. Yanında tanımadığı biri vardı; kırk beş yaşlarında, bakımlı, şık bir takım giymiş, zarif bir adamdı.
“Mehmet, tanıştırayım, bu kuzenim Orhan,” dedi Ahmet. “Şimdi benimle çalışıyor, teknik işlerde balık gibi yüzer.”
Mehmet elini sıktı ve tam o sırada annesinin Orhan’a uzun uzun baktığını fark etti. Öyle bir ifadeyle bakıyordu ki, sanki bu anı yıllardır bekliyordu. Gözlerindeki o sıcaklık, başka hiçbir şeyle karıştırılamazdı. Ve her şey Mehmet için anlam kazandı.
Annesi aşıktı. Hem de bu Orhan’a.
Kenara çekildi. İçi burkulmuştu. Onun düğünüydü, ama annesi bir aşk yaşıyordu? Hem de ondan neredeyse on yaş küçük biriyle?
“Anne,” dedi sonra yanına gidip. “Onu sen mi çağırdın?”
“Evet. Eğer uygun değilse özür dilerim, ama onun yanımda olmasını istedim.”
“Bu neye benziyor, hiç düşündün mü? Babanın vefatının üzerinden bir yıl bile geçmedi. Sen şimdiden…”
“Ondan izin istemedim, Mehmet. Sadece mutlu olmak istiyorum. Yıllarca sustum. Baban… iyi bir insandı, ama sadık değildi. Senin bir baban olsun diye katlandım. Şimdi bana yaşamaya izin ver.”
Bu sözleri hazmetmeye çalışırken Ahmet Bey yanına geldi.
“Annene kızma. Onun ne kadar zorlandığını yıllardır biliyordum. Senin için sustu. Şimdi bir şansı var. Ve inan, Orhan iyi bir insan. Ona saygı duyuyor.”
Mehmet sustu. Acıydı. Ama o da artık 29 yaşındaydı. Kendi hayatını kendi seçmişti. Neden annesinin seçimine engel olsundu?
Orhan da sonra yanına geldi.
“Kafanın karıştığını anlıyorum. Ama anneni seviyorum. Dürüstçe. Yaş meselesi değil bu. Miras peşinde değilim, mal mülk istemiyorum. Emeğimle geçiniyorum, hayatım boyunca böyle yaşadım. Ama onun yanında gerçekten iyi hissediyorum.”
Mehmet ona baktı. Ciddi bakışlar, açık yüzlü bir ifade, sakin bir ses… Çocuk değil, adam gibi bir adamdı.
“Peki. Sadece onu incitme. Bunu asla affetmem,” dedi sessizce ve elini sıktı.
Düğün muhteşem geçti. Konuklar gece yarısına kadar eğlendi. Emine Hanım mutluluktan ışıldıyordu. Dans etti, güldü, sanki yeniden doğmuş gibiydi. İki ay sonra Orhan ona evlenme teklif ettiğinde, Mehmet şaşırmadı bile.
Hatta şöyle dedi:
“Eğer annem mutlu olacaksa, o gün seni geri çevirmeyerek doğru karar vermişim demektir.”
Ve gerçekten de her şey yolunda gitti. Mehmet ve Ayşegül’ün bir oğlu oldu, anneanne ve “yeni dede” onu öz torunları gibi bağırlarına bastı.
Hayat bazen beklenmedik şekillerde mutlulukla doludur. Belki de gerçek sevgi, zamanı geldiğinde, engel tanımaz.




