Bugün bir restoranda oturmuş, gelinimiz Ayşe’yi bekliyordum. Kendimi gergin hissediyordum, telefonumu sık sık kontrol ediyordum.
“Ayşe, bugün biraz tuhaf davranıyorsun, bir şey mi oldu?” diye sordu, endişesini belli etmemeye çalışarak.
“Biraz bekle, birazdan anlatacağım. Annemlerle babam da gelecek…” diyerek eliyle işaret etti.
“Hangi annemle babam?”
“Benimkiler. Yanlarında birkaç kişi daha olacak. Sadece yemek için gelmedik, konuşmamız gereken şeyler var.”
Ayşe gerildi. Mehmet’le altı aydır beraberdi ve onun “önemli konuşmalarını” ses tonundan anlamayı öğrenmişti. Hiçbiri iyi sonuçlanmamıştı.
On dakika sonra masalarına Mehmet’in ailesi geldi—Ahmet Bey ve Fatma Hanım. Arkalarında iki yabancı vardı.
“Tanışın, bu Murat ve Esra,” dedi Mehmet gülümseyerek. “Senin evinle ilgileniyorlar. Uzun süreli kiralamak istiyorlar.”
“Benim… evimle mi?” Ayşe’nin elindeki çatal neredeyse düşüyordu.
“Tabii ki. Ciddiler—aylık 5.000 lira ödemeye hazırlar. Biz evlendikten sonra ailemin evine taşınacağız. Köydeki evimiz geniş, yerimiz bol. Ev boş durmasın, kira gelsin!”
Ayşe’nin parmakları uyuşmuştu. Mehmet, onun halini fark etmeden dosyadan belgeleri çıkardı.
“Bak, bankayla konuştum. Kredini ikimize geçireceğiz, faiz daha düşük olacak. Ödemeler de hafifler.”
“Sen… ben sormadan her şeyi kararlaştırdın mı?” Ayşe’nin sesi titriyordu. “Bana hiç danışmadın?”
“Ayşe, büyü artık!” diye Fatma Hanım araya girdi. “Mehmet sizin geleceğinizi düşünüyor. Neredeyse aile oldunuz!”
Murat ve Esra birbirlerine baktı.
“Affedersiniz, ev sizin üzerinize mi?” diye sordu Esra, Mehmet’e dönerek.
“Henüz değil ama—”
“O zaman özür dileriz, böyle şartlar bize uymaz,” dedi Murat soğuk bir ifadeyle. “Ev sahibinin haberi olmadığını bilmiyorduk. İyi günler.”
Kalkıp gittiler, masada ağır bir sessizlik bırakarak.
“İşte!” diye homurdandı Fatma Hanım. “Böyle düzgün insanları kaçırdın! Hepsi senin bu gereksiz tepkin yüzünden, Ayşe!”
“Tepki mi?” Ayşe yavaşça ayağa kalktı. “Bu benim hakkım. Kendi evimle ilgili kararı ben veririm.”
“Ciddi misin?” Mehmet’in yüzü bembeyaz olmuştu. “Her şeyi planladık!”
“Sen planladın. Benim yerime. Beni hiç düşünmeden. Ve kendini böyle şeyleri normal sanan biriyle gelecek kurmaya niyetim yok.”
“Ayşe, biraz sakin ol—”
“Hayır. Düğün olmayacak.”
Restorandan geri dönmeden çıktı. Bir daha da hiçbir mesajına cevap vermedi.
Eve gidip pencere kenarına oturduğunda, elinde sıcak bir çayla, tek bir şey düşündü:
“Kendine saygı duyarak yalnız yaşamak, anlamayan biriyle birlikte olmaktan iyidir.”
Bugün öğrendiğim ders: Kararlar tek başına alınmaz, özellikle de başkasının hayatına dair olanlar.




