Gizli Yetenek: Bir Hayat Hikayesi

Ahmet, mutfaktan gelen tencerenin tıkırtısı, kaynayan çaydanlığın sesi ve kızarmış patates kokusuyla uyandı. Babası Mehmet, her zamanki gibi şafak vakti sessizliğinde balığa çıkmaya hazırlanıyordu. Eski motosikleti bahçede gıcırdayarak beklerken, Mehmet aceleyle sandviçlerini hazırlıyor, termosunu dolduruyor ve oltalarını kontrol ediyordu. Gürültü etmemeye çalışıyordu ama yine de eşi Ayşe’yi uyandırmıştı. Ayşe akşamdan beri kendini iyi hissetmiyordu ama dinlenerek geçeceğini düşünmüştü. Mehmet ise göl kenarında geçireceği sabahın hayaliyle keyiflenirken, o günün hepsine dinlenme değil, büyük bir sarsıntı getireceğinden habersizdi.

Motosikletin uzaklaşmasıyla Ayşe yeniden uyumaya çalıştı ama aniden durumu kötüleşti. Karnına şiddetli bir ağrı saplandı, başı döndü. Zorlukla seslendi:
“Ahmet! Ambulansı ara, oğlum!”

Uykulu gözlerle odasından fırlayan Ahmet, annesinin solgun yüzünü görür görmez telefona koştu. Ancak ambulans bir türlü gelmiyordu. Annesine su verdi, üzerini örttü, içinde bir çaresizlik büyüyordu. Sonra ne yapacağını bilemeden ona sarıldı, sıkıca tuttu ve… aniden annesinin bitkinliğinin kendisine aktığını hissetti. Bir dakika sonra Ayşe omuzlarını dikleştirdi, dudakları yeniden renklendi:
“Oğlum, sanki hiç hasta olmamışım gibi… ağrılarım geçti.”

Ahmet geri çekildi, hızlı nefes alıyordu. Aklında tek bir düşünce vardı: yine olmuştu. Yine birinin acısını kendisine çekmişti. Bu tuhaf yetenek çocukluğundan beri vardı. İçinde yaşlı ve bilge bir varlık olduğunu, onun aracılığıyla iyileştirebildiğini ama bunun bedelini kendi gücüyle ödediğini düşünürdü.

Bu sırada Mehmet başına gelenlerle sarsılıyordu. Orman yolunda motosikleti bozulmuş, tamir etmeye çalışırken hızla gelen bir jip neredeyse ona çarpıyordu. Pahalı bir ceket giymiş adam arabadan fırladı, elleri titreyerek bağırdı:
“Sağ salim misin? Kardeşim, özür dilerim! Lütfen kimseye haber verme, al şu parayı—yeni bir araba al kendine!”

İki kalın para desteğini Mehmet’in eline sıkıştırdı, jipe atladı ve uzaklaştı. Eski motosikletini çekerek eve dönen Mehmet, akşam karanlığında evlerine vardığında Ayşe kapıda gözyaşları içinde bekliyordu:
“Mehmet, neredeydin? Neredeyse ölüyordum, sen ise… Balıkların nerede?”

Mehmet, solgun yüzüyle olanları anlatırken parayı sıkıca tuttu:
“Bunlar… hayatımın bedeli, Ayşe. Bugün her şey bitebilirdi…”

Kısa süre sonra bahçelerine ikinci el ama sağlam bir araba geldi. Mehmet çocuk gibi sevinçliydi:
“İşte, artık ömrümün sonuna kadar binecek bir arabam var!”

Ahmet ise dinleniyordu. Annesi söyleniyordu:
“Kimsenin faydası yok, biri balık peşinde, diğeri yatıp duvara bakıyor! Evlen artık, hâlâ bekâr geziyorsun!”

Fakat Ahmet kısa sürede toparlandı. Eve mutfak dolabı monte etmesi için bir iş teklifi geldi. Orada Elif’i gördü. Sessizce onun çalışmasını izliyordu. Tek kelime etmedi ama bakışları sıcak ve ilgiliydi.

Ertesi gün bahaneyle geri döndü—eksi parça varmış gibi yaptı. Elif ona çay ikram etti. Poğaçalar, sessizlik, gülümsemeler… Sonra Ahmet birden:
“Biraz gezmeye çıksak nasıl olur? Sinemaya gidelim. Ben seni aileme tanıtayım, sen de beni… Belki sonra düğün bile yaparız?” dedi.

Elif hiç düşünmeden cevap verdi:
“Olur.”

Böylece onların hikâyesi başladı. Aileler mutluydu, Elif herkese sevimli gelmişti. Ahmet ustabaşı oldu, işleri yolunda gidiyordu ve kısa sürede bir haber daha aldılar—Elif hamileydi.

Bazen büyükannesinin sözlerini hatırlıyordu Ahmet:
“Hayat gücü olmayan insanlar vardır. Öylece otururlar, hiçbir şey istemezler. Senin gibilerin yanlarında olması gerekir, ama kendini de korumayı unutma.”

Ve elinden geleni yapıyordu. Bu “aktarımlar”dan sonra ne kadar yorulduğunu kimseye belli etmiyordu. Ona “bekâr” dendiğinde ses çıkarmıyordu. Sadece kendi kendine itiraf ediyordu—eğer bu bir lütuysa, öyle olsun. Önemli olan artık yalnız olmamasıydı.

Rate article
Lifequest
Gizli Yetenek: Bir Hayat Hikayesi