O Bizim Çocuğumuz Değil!” dedi. Ancak Hayat Farklı Planlar Yaptı

“O bizim çocuğumuz değil!” dedi Leyla. Ama hayat başka türlü yazmıştı kaderlerini.

Leyla, ocak başında sinirli sinirli makarnaları karıştırıyordu. Gözleri şimşekler çakıyor, sesi öfkeyle titriyordu.

“Sadık, bu böyle süremez!” diye patladı. “Bu bizim çocuğumuz değil! Mantığına bak, ne saçmalık bu?”

Sadık ağır ağır tabureye çöktü ve çaresizce iç çekti:

“Anlıyorum, Leylacığım… Ama ne yapabiliriz ki? Sokağa mı atalım onu? Annemi bilirsin…”

“İşte annen, affet beni, her şeyin müsebbibi!” diye kesip attı Leyla. “Onun yüzünden bu durumdayız!”

Sadık sadece başını salladı. Ne yapacağını bilemiyordu artık. Her şey, kız kardeşi Elif’in aylak kocasından boşanmasıyla başlamıştı. Annesi Hülya Hanım, boşanmaya ilk o ısrar etmişti: “Böyle bir damat, aileye yüz karası!” demişti. Elif hamileydi, yapayalnız kaldı ve bir oğlan doğurdu; adını Kerem koydular. Eşi ne hastaneye geldi ne de sonra…

Başta Elif idare etti, sonra birden “yoruldu”. Yeni bir hayat kurmak istediğini söyledi. Erkeklerle görüşmeye başladı, küçük Kerem ise ayak bağı oldu. Hülya Hanım torunu Sadık ve Leyla’ya “bıraktı” — “sadece iki haftalığına” diye, “yeğen işte!” Kendilerinin henüz çocukları yoktu, bir şey olmazdı.

Ama iki hafta üç aya dönüştü. Leyla şoktaydı. Evden çalışıyordu ve tüm gün çocukla baş başa kalıyordu. Elif ise gittikçe seyrekleşen ziyaretlerinde oğlunu şöyle bir öpüp kaçıyordu. Yeni bir adam vardı hayatında, iş adamı, saygın, başka şehirden. Bir kez bile eve çıkmadı — başkasının çocuğuyla ilgilenmeye vakti yoktu.

Leyla ilk zamanlar dayandı. Kerem, onun oğlu olmasa da, sevecen ve tatlı bir çocuktu. Ona acıyordu. Pencerede annesini bekliyor, ama o hiç gelmiyordu.

Bir akşam, bitap düşmüş bir halde mutfakta oturdu ve fısıldadı:

“Sadık, bana karşı saygısızlaşmaya başladı… Bugün, ‘sen annem değilsin, bana karışamazsın’ dedi… Oysa ben… ben hamileyim.”

“Ne?” diye şaşkınlıkla sordu kocası.

“Evet, Sadık. Bunun için bekliyorduk… Ama artık dayanamıyorum. Kendi çocuğumuz olacak. Bunu tek başıma kaldıramam.”

İki hafta sonra, test tek çizgi gösterdiğinde Leyla ağladı. Her şey boşunaydı. Sadık ise Kerem’i, emekli olan annesine geri götürdü. Hülya Hanım, idare edebileceğini söylüyordu.

Ama Kerem artık kimsenin onu istemediğini anlayacak yaştaydı. Hülya Hanım baş edemiyor, çocuk okulda kavga ediyor, dersleri kötüye gidiyordu. Sonra kaynanası yalvararak Leyla’ya geldi:

“Leylacığım, ama o seni seviyor… Sadece senin yanında sakin. Lütfen, bir süre daha sizde kalsın…”

“Peki Elif?”

“Elif mi? O sadece kâğıt üstünde anne. Bana, ‘Kerem’i doğurduğuma pişmanım’ dedi. Kocası da onu istemiyor, zaten kendileri de boşanmanın eşiğinde…”

Leyla, dişlerini sıkarak kabul etti. Ve Kerem geri döndü. Yeniden gülümsemeye başladı, dersleri düzeldi. Leyla’yla okula giderken sohbet ediyor, şakalaşıyor, aralarında sırlar biriktiriyorlardı. Bir gün ona sarıldı ve fısıldadı:

“Sen benim gerçek annemsin. Seni seviyorum. Hep sizinle, senle ve Sadık Amca’yla yaşamak istiyorum.”

Leyla hıçkıra hıçkıra ağladı. Bu çocuğu ne kadar sevdiğini o an anladı. Sanki başından beri onun oğluydu.

Yıllar geçti. Elif boşandı. Kerem, Sadık ve Leyla’nın yanında kaldı. Önce vesayet, sonra evlat edinme işlemlerini tamamladılar.

Bir gün, Leyla pencerede dururken Kerem koşup karnına yapıştı:

“Anne, söz ver, bana bir kardeş gelecek! Onu ben koruyacağım!”

Leyla, nefesini tutarak gülümsedi. Bu sefer — kesinlikle iki çizgiydi. Ve mutluluk. Gerçek mutluluk.

Rate article
Lifequest
O Bizim Çocuğumuz Değil!” dedi. Ancak Hayat Farklı Planlar Yaptı