Dua İle Gelen Kalpler: Her Şeye Rağmen Mutluluk

Annenin kız kardeşleri erken yaşta evlenip farklı şehirlere dağıldılar, çocuk sahibi oldular. Onların evleri kahkahalarla dolarken, Anna tek başına memleketleri olan Çamlıhemşin’deki aile evinde kaldı. Yıllar geçtikçe, aşkını bulacağına dair inancı bahar karı gibi eriyordu. Etrafındakiler ondan ümitlerini kesmişti bile: “Köyde böyle birini kim ister ki?” Ama Anna pes etmedi. Evinin işlerini yürüttü, tavuk ve keçi besledi, sebze bahçesi ekti. Hasat topladı, kardeşlerine gönderdi ki yeğenleri taze sebzeler yiyebilsin. Onun ekşi mayalı ekmeği meşhurdu: misafirler ekmek yapmasını rica ederdi, o da hiç geri çevirmezdi.

Anna şikayet etmezdi. Kaderini kabullenmişti, yeğenlerine baktıkça mutlu oluyordu. Yazları onlar geldiğinde ev çocuk sesleriyle dolardı, gittiklerinde ise sessizlik daha derin hissedilirdi. Umudunu yitirmemişti ama içten içe yalnız yaşlanmaya hazırlanıyordu.

Ama kaderin başka planları vardı.

Temmuz ayının bir günü, komşu eve bir işçi ekibi geldi – hamam yapacaklardı. Anna’nın da işleri vardı: ahırın çatısı tamir gerektiriyordu, hamamın bacı yenilenecekti, bir sürü ufak tefek iş de birikmişti. Köyde erkek eli olmadan zordu, her ne kadar Anna balta ve çekici kullanmayı biliyor olsa da. İşçilerden biri, Serkan, yardım etmeyi kabul etti. Boşanmıştı, çocuğu yoktu, yorgun ama sıcak bakışları vardı.

Önce sadece sohbet ettiler: hayattan, köyden, yalnız yaşamanın zorluklarından. Sonra Serkan daha sık gelmeye başladı, ev işlerine yardım ediyor, Anna da ona akşam yemeği hazırlıyordu. Arkadaşlıkları zamanla aşka dönüştü. Kırk yaşında Anna evlendi. Düğün mütevazıydı ama gözlerinin ışıltısı karşısında kimse ona “çirkin” diyemezdi. Serkan, kendisinden üç yaş büyük, ona bir mucizeye bakar gibi bakıyordu.

Kırk iki yaşında Anna, Alper’i doğurdu. Serkan o zaman kırk beş yaşında bir baba olmuştu ama yorgun değil, sadece mutlu görünüyordu. Üç yıl sonra da Melek dünyaya geldi. Çocuklar onların dualarla istedikleri hediyeleriydi, hayatlarının ışığı oldular. Alaylara ve kehanetlere rağmen, her şey kolayca yoluna girdi. Çocuklarla ilgili her şey onlara mutluluk verdi: ilk adımlar, ilk kelimeler, ilk resimler.

“Yoruldun mu, canım?” diye sorardı Serkan her akşam, Anna’yı kucaklarken.
“Birazcık,” diye gülerdi o, yüzü sıcak bir gülümsemeyle aydınlanırdı.

Yirmi yıl bir gün gibi geçti. Alper büyüdü, evlendi, Melek şehirde okuyordu. Anna ile Serkan torun bekliyorlardı. Serkan, elinden her iş gelen biriydi, bahçeye zaten bir oyun parkı yapmıştı – salıncak, kaydırak, kum havuzu. Evleri sıcaklıkla doluydu, her ne kadar zengin olmasalar da. Anna artık kendini sıradan hissetmiyordu. Seni “canım” diye kucaklayan biri varken kendin hakkında kötü düşünür müydün?

Ama bazen, akşamın sessizliğinde Anna o yalnız yılları hatırlardı. Komşu kadınların acımasız sözlerini, acıyan bakışları, sessiz yargılamaları. Hepsinin üstesinden gelmişti ama kalbi katılaşmamıştı. Biliyordu ki mutluluğu bir tesadüf değil, yıllarca bekleyerek hak ettiği bir armağandı.

Anna Serkan’a, evlerine, çocuklarının fotoğraflarına baktığında gözleri dolardı. Acıdan değil, şükrandandı. Sevgi için, aile için, neredeyse inancını kaybettiği anlarda bile hayal ettiği her şeyin kendisine verilmesi için…

Rate article
Lifequest
Dua İle Gelen Kalpler: Her Şeye Rağmen Mutluluk