Cem, ya da annesinin deyişiyle Cemşit, otuz sekiz yaşını çoktan geride bırakmıştı. Ancak yerel üniversitede profesör olan Ayşe Hanım için o hâlâ küçük bir çocuk, kıymetli bir hazineydi. Hiçbir zaman kendi hayatını kurabilecek bir yetişkin olarak görmedi onu.
Ayşe Hanım hiç evlenmemişti. Kendini tamamen işine ve otuz altı yaşında doğurduğu oğluna adamıştı. Cem zayıf doğmuştu ve annesi onun güçlenmesi için elinden geleni yapmıştı. Bakımı sınırsızdı: Onu giydirir, kaşıkla besler, dişlerini fırçalardı. Üç yaşına geldiğinde Cem sağlıklı, sevimli bir çocuk olmuştu ama Ayşe Hanım onu yanından bir an olsun ayırmadı.
Anaokulunda sorunlar başladı. Öğretmenler, Ayşe Hanım’a yakınıyordu:
“Oğlunuz hiçbir şeyi kendi başına yapamıyor! Diğer çocuklar giyiniyor ama o yardım bekliyor.”
O ise eleştirileri kabul etmiyordu:
“Çocuğun bir annesi var! Onu giydirmek size zor geliyorsa, başka iş arayın!”
Sonunda Cem’i anaokulundan aldı ve ona hiçbir özgürlük tanımayan bir dadı tuttu. Cem, her şeyin onun yerine karar verilmesine alışmıştı. Okul çağına geldiğinde Ayşe Hanım, bu kez emekli bir komşusunu dadı olarak tuttu, onun da her adımını kontrol etmesini istedi. Oğlunu beden eğitiminden muaf tutmak için raporlar aldı. Yemek, kıyafet, günlük program—hepsini o belirliyordu.
“Sandviçini ye, doymamışsındır,” diyordu Ayşe Hanım, ekmeğe özenle tereyağı sürüp on yaşındaki Cem’e uzatırken.
O itiraz etmeden yerdi. Annesiyle tartışılmazdı.
Cem doğuştan kilolu değildi ama hareketsizlik ve sürekli yemek onu değiştirdi. Yirmili yaşlarında uzun boylu, yakışıklı ama biraz tombul bir genç olmuştu. Annesinin çalıştığı üniversiteye girdi. Meslektaşları, Ayşe Hanım’ın soyunma odasında oğlunu bekleyip ona palto giydirmesine gülümsüyordu. Ceketinin kollarına, kaybolmasın diye lastikli eldivenler dikilmişti.
Cem çalışkan bir öğrenciydi, mezun olunca annesinin ısrarıyla aynı üniversitede çalışmaya başladı. Yirmi altı yaşına geldiğinde, Ayşe Hanım evlenme zamanının geldiğine karar verdi. Gelini kendi seçti. Cem itiraz etmedi. Ama evlilik çabuk bitti.
“Olduğu gibi değilmiş!” diye öfkelendi Ayşe Hanım. “Cem’in çok bağımlı olduğunu söyledi, benim bakımımı eleştirdi. Dayanamadım ve boşandırdım!”
On yıl sonra başka bir eş adayı buldu. Ama yine “uygun değil” diyerek ayrılmalarını sağladı.
Cem’in ikinci eşi Elif, boşandıktan sonra oğulları Efe’yi dünyaya getirdi. Ayşe Hanım, DNA testi yaptırdı ve babalık kesinleşti. Ama Cem, ilk kez annesinin kontrolünden çıktı. Elif’in evine gitti, oğlunu görmek için.
Elif, kirada küçük bir evde yaşıyordu. İki aylık Efe’yi görünce Cem değişti.
“Buranızdayım,” dedi kararlılıkla.
Annesini aradı, eşyalarını daha sonra alacağını söyledi. Ayşe Hanım bütün gece ağladı, oğlunu nasıl geri getireceğini bilemiyordu. Elif’in adresini bile bilmiyordu. Cem, onunla görüşmekten kaçındı, eşyalarını annesi evde yokken aldı.
Ama bir gün onu Efe’nin doğum gününe davet etti. Ayşe Hanım, bir sürü hediye ile geldi, yüzü mutlulukla parlıyordu.
“Torunum, Efe Cem’in için!” diye gururla söylüyordu mağazada.
Kapıda Cem, kucağında Efe ile onu karşıladı.
“Bak, bu büyükannen,” dedi. “Anne, torununu şımartma konusunda kimse seninle yarışamaz. Elif’in ailesi yok, biliyorsun.”
Efe’yi annesine verdi. Ayşe Hanım gözyaşlarını tuttu, ama yüreği duygularla sıkışmıştı.
“Ona çatal mı veriyorsun?” diye haykırdı Elif’e bakarak. “Ya batırırsa?”
“Çocuk çatalı, güvenli,” dedi Elif.
“Peki çoraplar? Kendi mi giyiyor?” diye sordu Ayşe Hanım.
“Kendi giyiyor,” diye araya girdi Cem. “Bunu çoktan öğrendi.”
“Bardaktan içiyor mu? Dökmüyor mu?”
“Dökerse daha dikkatli olur,” diye gülümsedi Cem.
“Bisiklete biniyor mu? Ya düşerse?”
“Kaldırırız,” dedi Cem. “Ağlarsa teselli ederiz.”
Ayşe Hanım tek misafirdi. Sofra sıcak bir şekilde hazırlanmıştı ve ilk kez kendisinin değer gördüğünü hissetti.
“Anne, Elif’le yeniden evlendik,” dedi Cem. “Efe artık benim babamın adını taşıyor.”
“Belki bana taşınırsınız?” diye ürkekçe önerdi. “Üç odalı evde tek başıma çok boş…”
“Hayır, anne,” diye yumuşakça cevap verdi Cem. “Kendi hayatımızı kurmak istiyoruz. Ev için biriktiriyoruz, kredi çekeceğiz. Her şey yoluna girecek.”
Ayşe Hanım günü Efe ile geçirdi ve hemen kaynaştılar.
“Ara sıra onu yanıma alabilir miyim?” diye sordu.
“Fazla şımartma yeter!” diye güldü Cem.
“Büyükanne başka ne yapacak?” diye cevap verdi. “Siz olmayınca çok sıkılıyorum… İş bile yetmiyor. Sizinle mutluyum. Teşekkürler Elif, torunum için!”
“Ben de oğlunuzun için teşekkür ederim,” dedi Elif gülümseyerek. “Efe’nin dünyanın en iyi babası var.”
Eve döndüğünde Ayşe Hanım boşluğun aAyşe Hanım, o gece Efe’yi kucağına alıp uyutan bir rüya gördü ve uyandığında, hayatında ilk kez bırakmanın da bir sevgi şekli olduğunu anladı.




