Emir, işten çıktığında, buzlanmış merdivenlerde neredeyse kayıyordu. Gece boyu yağan karla karışık yağmur donmuş, sabah ise keskin bir rüzgar yüzünü kamçılıyordu. Sokaklarda korna sesleri, gürültülü arabalar… Eskiden bu trafik Emir’i deli ederdi ama şimdi bir kurtuluştu—çünkü eve dönmek istemiyordu.
Sibel’le olan ilişkisinde bir şeyler kırılmıştı. Üniversite yıllarından beri süren yedi yıllık evlilikleri, rutinin içinde eriyip gitmişti. Aşk varsa bile buharlaşmış, geriye sadece alışkanlık kalmıştı. Emir sık sık kendine soruyordu: *Onları birbirine bağlayan o duygu nereye gitmişti? Yoksa hiç var olmamış mıydı?*
Her evlilikte krizler olurdu, ama onların çocukları olmadığı için mücadele edecek bir nedenleri de yoktu. Sakin başlayan evlilikleri hiçbir zaman tutkuyla yanıp kavrulmamıştı. Emir, Sibel için çılgınca aşık olmamıştı ama yanında huzur buluyordu.
*”Dört yıldır beraberiz,”* demişti Sibel bir gün üniversitede. *”Bundan sonrası ne? Hayat planlarında ben var mıyım?”*
Sözleri, bir evlilik mesajı taşıyordu. Emir bu kadar erken düşünmemişti ama yine de, *”Tabii ki varsın. Mezun olup işe girince evleniriz. Neden soruyorsun?”* diye cevap verdi.
*”Güvence istiyorum,”* demişti Sibel sessizce.
*”Endişelenme, hepsi olacak: beyaz gelinlik, düğün, çocuklar…”* Emir onu kucaklamıştı, gerçekten böyle olacağına inanarak.
Sibel, mezun olana kadar bu konuyu bir daha açmadı. İşe girdikten sonra Sibel, farklı firmalarda çalışmalarında ısrar etti. Görüşmeleri azaldı. Doğum gününden önce Sibel tekrar evlilik konusunu açtı: *”Annem soruyor, kiminle evleneceğimi.”*
*”Neden bu kadar acele?”* diye kaçamak bir cevap verdi Emir.
*”Beni sevmiyor musun?”* Sibel’in sesi titriyordu. *”O halde neden yıllardır benimle oynuyorsun?”*
Emir ona alışmıştı. Neden başkasını arasın ki? Doğum gününde bir yüzük verdi ve evlenme teklif etti. Sibel gözlerinden yaşlar boşanarak sevinçten uçuyordu. Emir eve gidip ailesine, *”Evleniyorum,”* dediğinde ise annesi kaşlarını çatmıştı:
*”Niye bu kadar erken? Önce birikim yapsaydınız. Yoksa bir mecburiyet mi var?”*
Sibel’i pek sevmiyordu—fazla baskındı, üstüne dikkat çekmese bile. *”Mecburiyet yok,”* diye cevapladı Emir. *”Birbirimizi seviyoruz. Dört yıl beraberiz, daha ne bekleyelim?”*
*”Bu onun fikri,”* diye iç geçirdi annesi. *”Düşün oğlum.”*
Ama Emir kararını vermişti.
Mayıs ayındaki düğünleri harikaydı. Sibel, beyaz gelinliğiyle baharın ta kendisi gibiydi. Çocuklar mı? Önce ev, araba, sonra düşünürüz, dediler. Emir’in ailesi kredinin peşinatına yardım etti. 2+1 bir daire aldılar, döşediler. Babası eski arabasını onlara verdi, kendine yeni bir araba aldı. Hayat yolunda gidiyordu.
Ama bir gün Sibel, Emir’in kendi işini kurması gerektiğini söyledi. Üniversiteden bir arkadaşı elektronik eşya ticareti yapıyordu ve ortak arıyordu. *”Ben inşaat mühendisiyim, işimi seviyorum,”* diye itiraz etti Emir. *”Rekabet çok, bu işe girmenin anlamı yok.”*
*”Kendi işinin patronu olmanı isterdim,”* diye ısrar etti Sibel. *”Elektronik herkesin ihtiyacı. Rekabeti aşabilirsin.”*
*”İstemiyorum,”* diye kesip attı Emir.
Sibel alındı. İlk kez ciddi bir kavga ettiler, günlerce konuşmadılar. Sonra barıştılar ama Sibel tekrar aynı konuyu açtı, kredileri daha çabuk kapatacaklarını söyledi. Emir, annesinin haklı olabileceğini düşünmeye başladı: Belki de evlilikte acele etmişti. Sibel’i seviyor muydu gerçekten?
Şans eseri, Sibel’in arkadaşı batınca bu konu kapandı. Krediyi ödediler, Emir’e bir jeep, sonra Sibel’e küçük bir araba aldılar. Artık çocuk zamanıydı. Annesi sordu: *”Niye hala çocuğunuz yok? Bir sorun mu var?”*
*”Olacak,”* diye geçiştirdi Emir, Sibel’in istemediğini söylemeden.
*”Arkadaşlarımızın hepsi çocuk yapıyor,”* diye açtı konuyu Sibel’e. *”Otuzumuza yaklaşıyoruz. İşimiz, evimiz, arabamız var. Zamanı geldi.”*
*”Ne çocuğu?”* diye savurdu Sibel. *”Kariyerimi bırakıp evde oturamam. Ev kadını mı olacağım? Beni ilk seferde unutursun.”*
Sibel terfi aldı, projelere gömüldü. Çocuk hayali Emir’in içinde kaldı; o ise kariyeri seçti.
Akşam, trafikten kurtulup eve girdiğinde Sibel telefonuna bakıyordu. *”Niye bu kadar geç kaldın?”* diye tersledi.
*”Trafik,”* diye kısa kesEmir sessizce kapıyı çekip dışarı çıktı, artık geri dönüşü olmayan bir kararın ağırlığıyla adımlarını sokağa doğru attı.




