Yıldönümü Gölgesinde İhanet: Tesadüf Buluşmanın Hayatları Değiştirmesi

İhanetin Gölgesinde: Bir Tesadüfün Her Şeyi Değiştirdiği An

Elif, İstanbul’un kalbinde sessiz bir kafeye yaklaşırken, tanıdık sesler kulaklarına çarptı. Kalbi aniden sıkıştı, adeta buz kesti. Yavaşladı, nefesi kesilmiş gibiydi.

“Şu yıldönümünü boşver,” diyordu Emre, Elif’in en yakın arkadaşı Demet’in kulağına eğilerek. Sesi tatlı, neredeyse fısıldıyor gibiydi. “Benim eve gel. Nasıl olsa Elif gece yarısına kadar dönmez.” Kendinden emin bir kahkaha attı, zaferini şimdiden kutluyormuş gibi.

Demet hafif alaycı bir tavırla, “Tabii, senin eve. Peki Elif döndüğünde ne yapacağız? Pencereden mi atlayacağız?” diye karşılıyordu.

“Pencereden ne gerek var?” diye Emre güvenle belini kavradı. “Eğer kabul edersen, Elif’e kapıyı gösteririm.”

Elif donup kaldı, sanki dünya ayaklarının altından kaymıştı. Demet’i tanıyordu—özgür ruhlu, erkeklerle rahat ilişkiler kurabilen biriydi. Ama Emre… Üç yıllık ilişkileri, aile hayalleri, beklediği evlilik teklifi… Bir yıldır İstanbul’un göbeğinde, onun krediyle aldığı evinde yaşıyorlardı. Dekorasyon, faturalar, günlük hayat—hepsi Elif’in omuzlarındaydı. Kendini, “resmiyet önemli değil, aşkımız kağıtlardan üstün” diyerek avutuyordu.

Şimdi perde düşmüştü. Her şey bir yalandı. Aile olmayacaktı. O, sadece Emre için, “doğru kişi”yi bulana kadar bir basamaktı.

Altı ay önce Elif’in annesi vefat etmişti. Emre’nin soğukluğu onu derinden yaralamıştı. Cenazeye gelmemiş, hiçbir işlemiyle ilgilenmemişti. Sadece, “Oradan bir şeyler satarsın. Bilirsin, kredi çektim, evin tadilatı var. Belki akrabalarından borç alırsın. Sonra evi satarsın, ödersin,” demişti.

“Ödersin” kelimesi o gün bıçak gibi saplanmıştı. Ama kendini avutmuştu: Yorgundu, ağzından kaçmıştı, başka bir şey demek istemişti. Emre hep sessiz, içine kapanıktı. “Her şeyi içinde yaşar,” diye övünürdü arkadaşlarına. “Böyle biri asla ihanet etmez.” Demet de diğerleriyle birlikte güler, onu onaylıyormuş gibi başını sallardı.

Şimdi, kafenin önünde dururken, devamını dinlemedi. Kalbi hızla çarpıyor, gözyaşları yanaklarını yakıyordu. Kendini zorlayarak yoldan geçen taksilere el salladı, hayatı buna bağlıymış gibi. Bir taksi durdu ve Elif arka koltuğa atladı, ardına bakmadan.

“Daha hızlı, lütfen!” diye bağırdı, şoförün omzuna vurarak.

Taksi daha yeni hareket etmişti ki telefonu çaldı. Emre’ydi.

“Neredesin? Burada tek başıma aptal gibi duruyorum, herkes seni soruyor! Çoktan gelmiş olmalıydın, ne oldu?” Sesinde öfke vardı, ama Elif cevap vermedi. Telefonu kapattı ve camdan dışarı fırlattı. Gözyaşları sel gibi akmaya başladı, çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. İhaneti, saflığını, kaybettiği yılları yaslıyordu.

Taksi hızla yol alıyordu. Elif kendine gelmeye başladığında, şoföre adres söylemediğini fark etti.

“Nereye gidiyoruz?” diye sordu, gözyaşlarını silerek.

“Eve,” diye sakin bir şekilde cevapladı şoför.

Ama pencereden geçenler şehir ışıkları değil, karanlık yollarıydı.

“Eve mi? Hangi eve?” dedi, sesi korkuyla titreyerek.

“Adres vermemi ister misin?” diye alaycı bir tonla karşılık verdi şoför.

“Dur! Hemen dur!” diye bağırdı Elif, panik içinde.

“Otlakta mı?” diye güldü şoför. “Burada ne yapacaksın?”

“Polisi ararım!” diye çıkıştı, ama telefonu olmadığını hatırladı. Bu yabancıya her şeyi anlatmıştı, şimdi onun yalnız ve savunmasız olduğunu biliyordu. Onu ormana bırakıverseydi, kimse aramazdı.

Çaresizlikle kapı koluna asıldı, ama karanlıkta, titreyen elleriyle bulamadı. Gücü tükenmişti, gözyaşları sessizce akmaya devam etti. “Ne olacaksa olsun,” diye düşündü. “Artık ne acı kaldı, ne ihanet.”

Taksi aniden durdu. Şoför sessizce kapısına geldi.

“İn,” dedi.

“İnmeyeceğim!” diye karşılık verdi Elif, içinde bir kıvılcım belirmişti. Artık savaşacaktı.

“Saçmalama, Elif,” diye yumuşak bir sesle konuştu şoför.

Başını kaldırdı ve ona ilk kez dikkatlice baktı.

“Can?” diye fısıldadı, gözlerine inanamayarak.

Karşısında, liseden beri görmediği sınıf arkadaşı Can vardı. Aklına parça parça anılar geldi: Mezun olduktan sonra başka bir şehre gitmiş, orada iş kurmuştu.

“Sen kim sandın?” diye gülümsedi, tanıdık, sıcak bir gülüşle.

“Sen… taksici misin?” diye şaşkınlıkla sordu.

Can kahkahayı patlattı, bu ses çocukluklarından kalma gibiydi.

“Hangi taksici? Eve dönüyordum, seni çılgınca el sallarken gördüm, sanki kendini arabaların önüne atacakmışsın gibi.”

“Ben…” diye kekeledi Elif, yanakları kızararak.

“Her şeyi biliyorum,” dedi Can, yumuşakça omzuna dokunarak. “Faydalı bir yolculuk oldu. Hiç bu kadar samimi olmamıştın.”

Elif gözyaşları arasında gülümsedi. Gerilim dağılmıştı, içi hafiflemişti. Kendi evinin önünde duruyordu—Emre’ye taşınmadan önceki evi.

“Senin için geri döndüm,” diye fısı*”Belki de hayat, tam da ihtiyacım olan şeyi ayağıma getirmişti,” diye düşündü Elif, Can’ın gözlerindeki samimiyeti görerek.*

Rate article
Lifequest
Yıldönümü Gölgesinde İhanet: Tesadüf Buluşmanın Hayatları Değiştirmesi