65 Yaşında Anladık: Çocuklarımız Artık Bize İhtiyaç Duymuyor. Bunu Kabullenip Kendi Hayatımızı Nasıl Yaşarız?

65 yaşına geldiklerinde, çocuklarının artık kendilerine ihtiyaç duymadığını fark ettiler. Bunu kabullenmek ve kendileri için yaşamaya başlamak nasıl mümkün olacaktı?

Ankara’nın kenar mahallesindeki küçük bir evde, her köşesi hareketli gençlik günlerinin hatıralarıyla dolu olan bu evde, 65 yaşındaki Lale, soğumuş çayının başında boşluğa bakıyordu. Hayatında ilk kez kalbi acı bir gerçekle burkuluyordu: onlar ve eşi Tuncay’ın her şeyini verdikleri, zamanlarını, emeklerini, birikimlerini adadıkları üç çocukları, kendi hayatlarına dalıp gitmiş, onları yalnız bırakmışlardı. Oğlu Arda, aradığında telefonunu bile açmıyordu. Zihninde bazen ürpertici bir soru beliriyordu: Acaba yaşlılık iyice bastırdığında, hiçbiri bir bardak su vermeyecek miydi?

Lale, 25 yaşında evlenmişti. Eşi Tuncay, okul yıllarından beri peşinden koşan bir arkadaşıydı. Onunla aynı üniversiteye girmiş, hep yanında olmuştu. Mütevazı bir düğünden bir yıl sonra Lale hamile kaldı. İlk kızları, Ayşenur, hayatın henüz bu kadar büyük değişimlere hazır olmadığı bir dönemde dünyaya gelmişti. Tuncay, çalışmak için okulu bıraktı, Lale ise öğrenimine ara vererek anneliğe alışmaya çalıştı.

Zor yıllardı. Tuncay günlerce işte kalırken, Lale hem bebeğe bakıyor hem de okulu bitirmeye uğraşıyordu. İki yıl sonra yeniden hamile kaldı. Bu kez açıktan okumaya geçti, Tuncay ise aileyi geçindirmek için daha da çok çalıştı.

Zorluklara rağmen, iki çocuk yetiştirdiler: büyük kızları Ayşenur ve küçük oğulları Arda. Ayşenur okula başladığında, Lale nihayet mesleğine uygun bir iş buldu. Hayat yavaş yavaş düzene giriyordu: Tuncay iyi maaşlı, sabit bir işe geçti, küçük bir evi düzenlediler. Tam rahat bir nefes alacakken, Lale üçüncü çocuğunu beklediğini öğrendi.

Küçük kızları Elif’in doğumu yeni bir sınav oldu. Tuncay, ek işlerle aileyi geçindirmeye çabalarken, Lale de kendini bebeğe adadı. Nasıl başardılar, hâlâ anlamıyordu ama zamanla hayat tekrar rayına oturdu. Elif ilkokula başladığında, Lale’nin omuzlarından bir dağ kalkmış gibi oldu.

Ama zorluklar bitmedi. Ayşenur, üniversiteye başlar başlamaz evleneceğini açıkladı. Lale ve Tuncay itiraz etmedi—kendileri de genç yaşta evlenmişlerdi. Düğün hazırlıkları ve genç çift için ev almalarına yardım, onları bitkin düşürdü ve birikimlerini eritti.

Arda da ev istedi. Anne-baba oğullarına hayır diyemedi, bir kredi çekerek ona da bir daire aldı. Şans eseri, Arda büyük bir şirkette iş buldu, bu da Lale’yi biraz olsun rahatlattı.

Elif liseyi bitirirken hayalini paylaştı: yurtdışında okumak istiyordu. Paralarının zar zor yeteceği bu dönemde, Lale ve Tuncay ne varsa toplayıp kızlarını Avrupa’ya gönderdi. Elif gitti, evleri boşaldı.

Yıllar geçtikçe çocuklar ebeveynlerinin evine daha az uğrar oldu. Ayşenur, Ankara’da yaşasa da, sürekli bir meşguliyet öne sürerek nadiren uğruyordu. Arda, evini satıp İstanbul’a taşındı ve yılda bir, belki daha az, geliyordu. Elif ise okulu bitirip yurtdışında kalmış, kariyerine odaklanmıştı.

Lale ve Tuncay, çocuklarına her şeylerini vermişlerdi: gençliklerini, zamanlarını, paralarını, hayallerini. Karşılığında ise bir boşluk almışlardı. Çocuklarından maddi destek beklemiyorlardı, bakım da istemiyorlardı. Tek istedikleri, bir telefon, bir ziyaret, sıcak bir sözArtık pencereden dışarı bakarken, Lale ve Tuncay’ın içinde yalnızca bir soru vardı: Kendileri için yaşamayı öğrenmek ne kadar sürecekti?

Rate article
Lifequest
65 Yaşında Anladık: Çocuklarımız Artık Bize İhtiyaç Duymuyor. Bunu Kabullenip Kendi Hayatımızı Nasıl Yaşarız?