Eski Bavulun Sırrı: Aile Bağlarının Dramı
Sessiz bir kasaba olan Gümüşpınar’da, akşamlar ıhlamur kokularıyla sarhoş olurken, eski evler geçmişin sırlarını saklıyordu. Ayşe Hanım, rahat koltuğunda oturmuş, sevdiği bir Türk dizisini izliyordu. Birden kapının gıcırtısı sessizliği böldü ve yaşlı kadının yüreği yerinden oynadı.
“Anneanne, bir ricam var,” dedi torunu Emre, huzursuz bakışlarıyla kapıda duruyordu. “Hatırlıyor musun, tavan arasında bir bavulun olduğunu söylemiştin?”
Ayşe Hanım, ekrandan gözlerini ayırarak ağır ağır ayağa kalktı, içini bir endişe kapladı.
“Hangi bavul, Emrecim?” diye sordu, başörtüsünü düzeltirken.
“İşte o, anneanne, cenazen için sakladığın eşyalar olan,” dedi torunu, sinirli bir hareketle saçlarını geri iterek.
“Evet, öyle bir şey var. Noldu ki?” Sesinde bir titreme vardı, kötü bir şeyler olacağını hissediyordu.
“Bavulla bir şey yok, orada dursun. Ama senin birikimlerinle ilgili bir sıkıntı var,” diye açıkladı Emre.
“Ne sıkıntısı?!” diye haykırdı yaşlı kadın, gözleri korkuyla açıldı.
“Değer kaybediyor, anneanne!” diye patladı Emre. “Fiyatlar uçtu! Hatırlıyor musun, memlekete, akrabaların yanına gitmek istediğini söylemiştin?”
“Evet, hatırlıyorum…” diye mırıldandı Ayşe Hanım, hâlâ neyin peşinde olduğunu anlayamıyordu.
“Arabam eski, anneanne, onunla gidemeyiz, yolda parçalanır. Banka bana daha fazla kredi vermiyor. Kredi geçmişim pek iyi değil, biliyorsun…”
“Biliyorum, kredi çektin ama geri ödedin değil? Peki şimdi ne istiyorsun, Emrecim?” diye sordu yaşlı kadın, anlamakta zorlanıyordu.
“Cenaze için para biriktirdiğini söylemiştin. Öyle bir miktar söylemiştin ki, sanki düğün içinmiş! Herkes doyacak, içecek, eğlenecek mi? Cenaze bu, anneanne, niye bu kadar?”
“Beni insan gibi uğurlamayacak mısın?” diye devam etti Emre. “Hem uğurlarım, hem de mezar taşı yaptırırım, benden başka kimsen yok ki. Ama ben senin daha güzel yaşamanı istiyorum. Yeni bir monta, botlara ihtiyacın var, memlekete gidersen daha çok şey lazım. Bense arabama biraz daha para eklemek zorundayım. Eskisini satarım, daha yenisi alırım. Eskiyle gidemeyiz, neredeyse dağılıyor. Yenisi için tam yetmeyecek ama olsun, yeter ki çalışsın. Bir de seni denize götürelim, Esra’yla ben denize gitmeyi planlıyoruz, seni de alırız. Esra’yı tanıyorsun, ne harika bir kız, değil mi? Onunla evlenmek istiyorum, ama paramız yetmiyor…”
Ayşe Hanım torununu dinledi, sözünü kesmedi. Emre gerçekten iyi bir çocuktu, sadece biraz düşüncesizdi. Aklına bir fikir geldi mi, peşini bırakmazdı! Bir ara pahalı bir gitar almış, müziğe merak sarmıştı, şimdiyse “vaktim yok” diyordu. Eski arabasıyla taksi şoförlüğü yapıyordu, ama artık araba neredeyse kullanılmaz hâle gelmişti.
“Anlamıyorum Emrecim, bu bozuk arabayı kim alacak?” diye düşündü yaşlı kadın.
“Ne fark eder, anneanne? Parçalara ayırıp satarlar, ucuza kapatırlar. Ya da tamirciler bulur, düzeltirler. Benim paramı harcayıp tamir etmeye değmez. Satıp eklemek daha mantıklı. Peki, cenazelik paralarını verir misin?”
Ayşe Hanım düşündü. Emre’yi üç yaşından beri büyütmüştü. Kızı Selma ikinci evliliğini yapar yapmaz hemen annesine gelmişti:
“Anne, Emre bir süre senin yanında kalsın mı? Biz Serhat’la aile hayatımızı kuracağız. Sonra alırız.”
Ama Ayşe Hanım anlamıştı – Emre’yi almayacaklardı. Yanılmamıştı da. Selma, kızı Elif’i doğurunca her şey değişti: bacak kıvrımları eşit değil, dişleri yanlış çıkıyor, harfleri doğru söyleyemiyor. Elif’i doktor doktor gezdirdiler, Emre’yle kimse ilgilenmedi. Diğer anneannesinin sözünden çıkmıyordu, torunuyla hep o ilgileniyordu. Ayşe Hanım’ın yanına ise Elif nadiren gelirdi, sanki yabancıymış gibi uzak dururdu. Belli ki bir şeyler söylemişlerdi.
Böylece devam etti. Emre sadece sevdiği anneannesiyle yaşamak istiyordu, o da torununu gerçekten sevmişti. Selma arada bir para gönderiyordu, ama yetmezdi ki! Emre hızla büyüyordu. Ayşe Hanım kendisinden kısarak, torununun hiçbir eksiği olmaması için çabalıyordu.
Zor bir dönem de geçirdiler. Emre büyümüş ama aklı hâlâ çocuktu. Okuldan sonra çalışmaya başladı, bir şeyler istiyordu ama parası yetmiyordu. O zamanlar kredi çekti, bu eski arabayı ucuza aldı, kızlara hava atmak için gezdiriyordu. Ama sonra aklı başına geldi, çalışmaya başladı – hem fabrikada hem de akşamları taksiyle ek iş yaptı. Borçlarını kapattı, son zamanlarda ise Emre gerçekten olgunlaşmıştı. Kız arkadaşı Esra çıkmıştı, akıllı ve güzel bir kızdı. Anlaşılan, onun etkisiyle değişmişti. Şimdi evlenmek istiyorlardı ve galiba Ayşe Hanım’ın evinde kalacaklardı.
Gelinle anlaşabilecek miydi, yoksa artık vakit dolmuş muydu? Torununun yüzüne baktı, cevap arıyordu. Ya son parasını verir de o yanıltırsa? Ama emekli maaşı yetiyordu. Yaşlılar için önemli olan, gücenmemekti. Ve bir şeyler için yaşamaya devam etmYeni bir hayata başlamanın heyecanıyla, Ayşe Hanım bavulunu bir kenara itip torununun mutluluğuna odaklandı.




