Mutfağın ortasında duruyorum, etrafımdaki karmaşaya bakıp gözlerime inanamıyorum. Dün doğum günümdü ve yeni evlendiğim kocamın ailesini davet etmiştim.
Mehmet’le tam iki ay önce nikâhlandık – sessiz sedasız, sadece resmiyeti tamamladık. Ailelerimiz bile yanımızda değildi, sadece biz vardık. Şimdi onunla birlikte, evlenmeden önce kiraladığım dairede yaşıyoruz. Ama dün akşam… o bambaşka bir şeydi.
Açıkçası, kayınvalidem ve kayınpederim gelmeden önce biraz heyecanlıydım. Basit ama karakterli insanlar. Kayınvalidem, Emine Hanım, her şeyi kontrol etmeyi severken, kayınpederim Hüseyin Bey ise sessizdir ama konuştu mu lafı nereye gideceği belli olmaz. Elimden geleni yaptım, hazırlandım: masa hazırladım, alışveriş yaptım, hatta pastayı bile kendim pişirdim, ki genelde fırın işlerim pek iyi sayılmaz. Mehmet, “Fazla stres yapma, ailem mütevazıdır” dedi, ama ilk resmi ziyaretleriydi, etki bırakmak istedim.
Misafirler zamanında geldi, hediyelerle birlikte. Emine Hanım kocaman bir gül demeti ve alımlı kâğıda sarılı bir kutu getirdi. Hüseyin Bey de ev yapımı şarap hediye etti, “Kendim yaptım” diyerek. Masaya oturduk, başlangıçta her şey yolundaydı. Salatalar, fırın tavuk, mantarlı patates… Mehmet övdü, kayınvalidemler onayladı hatta iltifat ettiler. Ama sonra işler değişti.
Emine Hanım’ın, beni rahatsız edecek konular bulmada özel bir yeteneği varmış. Bir anda, “Ne zaman çocuk yapmayı düşünüyorsunuz?” diye sordu. Neredeyse şarabımdan boğuluyordum. Mehmet konuyu değiştirmeye çalıştı ama kayınvalide peşini bırakmadı: “Bizim zamanımızda, Ayşe, Hüseyin’le hemen evlendikten sonra aile kurmaya başlamıştık. Siz gençsiniz, niye bekliyorsunuz?” Sadece gülümsedim ve başımı salladım, ama içimden geçen şuydu: “Daha yeni evlendik, bir alışalım bari!” Mehmet de şaşkın görünüyordu, ama o her zaman böyledir – annesiyle tartışmayı sevmez.
Sonra kayınvalidem mutfağımı eleştirmeye başladı. Kalktı, her yeri incelemeye koyuldu, bir denetçi gibi. “Ayşe, neden bu kadar az tabağın var? Misafir ağırlarken eksik olur. Bir de şu koyu perdeler, keşke daha açık renk koysaydın.” Kendimi tutmaya çalışıyordum ama yanaklarımın yandığını hissediyordum. Mehmet, “Takma kafana, hep böyle yapar” diye fısıldadı. Ama bu benim mutfağım! Her şeyi kendime göre düzenlemiştim, şimdi bir de perdeler yanlışmış.
Neyse ki Hüseyin Bey ortamı yumuşattı. Yazlık evlerinden, bu yıl nasıl bolca salatalık yetiştirdiklerinden bahsetmeye başladı. Ben dinliyor, başımı sallıyordum ama aklımdan, “Keşke yemek bir an önce bitse” geçiyordu. Tam o sırada, Emine Hanım hediyesini çıkardı. Kutuyu açtım ve içinde… bir yemek takımı vardı. Şu çiçek desenli, köydeki ninelerin kullandığı türden. Elbette teşekkür ettim ama tek düşündüğüm şeydi: Bunu nereye koyacağım? Dolaplar zaten tıka basa dolu, bu takım da koca bir ziyafet için yer kaplıyor.
Mehmet şaşkınlığımı görünce şakayla karışık, “Anne, Ayşe daha çok tek kâseden yemeyi sever” dedi. Ama Emine Hanım ona keskin bir bakış attı: “Bu ciddiyetsizlik, Mehmet. Evde düzgün yemek takımı olmalı.” Gülmemek için kendimi zor tuttum. İşte o an anladım ki, bu insanlarla hayat tam bir macera olacak.
Misafirler nihayet gidince rahat bir nefes aldım. Mehmet sarıldı, “Harikaydın, beklediğimden iyi geçti” dedi. Ama ben hâlâ şoktayım. Şimdi mutfakta durmuş, şu yemek takımına, yarısı kalmış tavuğa, içmediğimiz şaraba bakıyorum. Düşünüyorum: Yeni bir ailenin parçası olmak nasıl bir şey? Bir yandan Mehmet’i seviyorum, onun için bu tür anlara katlanırım. Diğer yandan, bu eleştirilere nasıl tepki vermeyeceğimi öğrenmem lazım. Belki zamanla alışırım, Emine Hanım’la ortak bir dil buluruz. Ya da mesafeyi korumayı öğrenirim.
Bu sabah uyandığımda, Mehmet’le konuşmam gerektiğini düşündüm. Belki bir sonraki sefere sadece ikimiz kutlarız. Ya da benim ailemi davet ederiz – onlar hiç değilse perdelerimi eleştirmez. Ama şunu da biliyorum ki, artık kayınvalidemler hayatımın bir parçası. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım, onlarla geçinmeyi öğrenmem gerekecek. Belki bir dahaki sefere o yemek takımını masaya koyar, onlara şaraplarını doldururum ve “Buyurun, perdeleriniz için” derim. Şaka tabii. Ya da değil?




