Kalbinin Sesiyle Baba Olan Bir Yabancının Hikayesi

**Günlük, 15 Ekim**

“Vermeyeceğim. Söz veriyorum.”

Bu cümle, bir yabancının nasıl yüreğinin sesiyle baba olabileceğinin hikayesi…

— Amca… lütfen, kardeşimi al. Çok aç…

Bu ses, İstanbul’un kalabalık caddesinde Mehmet Kaya’yı ansızın durdurdu. Hızlı adımlarla yürüyor, zihni öğlenki iş görüşmesinin detaylarıyla meşguldü. Her şey bugüne bağlıydı – milyonluk yatırım, sözleşme, güven. Eşi Ayşe’nin vefatından sonra iş, ona tutunacak tek dal olmuştu.

Ama o cılız ses…

Dönüp baktığında karşısında yedi yaşlarında bir çocuk duruyordu. Zayıf, yıpranmış kıyafetler içinde, gözleri ağlamaktan şişmişti. Kollarında ise küçük bir kundak – içinde minik bir kız, solmuş bir battaniyeye sarılı. Bebek hafifçe mızıldanıyor, ağabeyi de onu öyle sıkı tutuyordu ki, sanki hayatının anlamı bu kucaklamadaydı.

— Anneniz nerede? diye sordu Mehmet, çömelerek.

— Döneceğim dedi… ama iki gün oldu, diye fısıldadı çocuk, gözleri yerde.

Çocuğun adı Emre’ydi, kardeşi ise Elif. Yanlarında kimse yoktu. Ne bir not, ne bir adres – sadece bekleyiş ve açlık. Mehmet polisi aramayı, sosyal hizmetleri haberdar etmeyi teklif etti. Ama “polis” kelimesini duyunca Emre ürktü.

— Lütfen bizi vermeyin… Elif’i alırlar…

O an Mehmet anladı – onları bırakamazdı. Kaybettikten sonra taş kesilen yüreğinde bir çatlak oluştu.

Yakındaki bir pastaneye gittiler. Emre, yiyeceklerini elinden alınacakmış gibi hızlı hızlı yiyordu. Mehmet ise Elif’e aldığı mamayı yediriyordu. Uzun zamandır ilk kez birine ihtiyaç duyulduğunu hissediyordu. İş adamı olarak değil, bir insan olarak.

— Bugünkü tüm randevuları iptal et, dedi asistanına kısa bir mesajla.

Polisler çabuk geldi. Sorular, prosedürler – her şey standattı. Ama Emre, Mehmet’in koluna yapışıp “Bizi vermeyecek misiniz?” diye fısıldadığında, kendisi bile nasıl cevap verdiğini anlamadı:

— Vermeyeceğim. Söz veriyorum.

Vesayet geçici olarak ona verildi. Eski bir tanıdığı, sosyal hizmet uzmanı Fatma Hanım, süreci hızlandırmıştı. Mehmet kendine sürekli tekrarlıyordu: “Sadece geçici, anneleri bulunana kadar…”

Çocukları geniş apartman dairesine götürdü. Emre sessizdi, sadece Elif’i sıkıca tutuyordu. Gözlerindeki korku, ona değil, hayatın kendisineydi. Eskiden sessizlikle dolu olan ev şimdi daha da yalnız hissettiriyordu. Ama artık içinde nefes vardı, hareket vardı, çocuk sesleri vardı… Emre’nin Elif’e mırıldandığı ninniler vardı.

Mehmet, bez değiştirirken tökezliyor, mamanın saatini unutuyor, biberonu nasıl tutacağını bilemiyordu. Ama Emre yardım ediyordu. Yaşından büyük bir ciddiyetle, şikayet etmeden her şeyi yapıyordu. Sadece bir kez, yüzünü buruşturmadan şunu söyledi:

— Onun korkmasını istemiyorum, o kadar.

Bir gece Elif ağladı. Emre kalktı, onu kucağına aldı ve usulca ninni söylemeye başladı. Bebek sustu. Mehmet, boğazında düğümlenen duygularla izledi.

— Çok iyi bakıyorsun ona, dedi.

— Öğrenmem gerekiyordu, diye cevap verdi Emre, şikayet etmeden.

Sonra telefon çaldı. Fatma Hanım’dı.

— Anneleri bulundu. Hayatta ama rehabilitasyonda. Bağımlılık tedavisi görüyor. Eğer düzelirse, çocukları ona verilebilir. Ama olmazsa… devlet vesayet alacak. Ya da… sen.

Mehmet sessiz kaldı.

— Vesayet isteyebilirsin. Ya da evlat edinebilirsin. Seçim senin.

O akşam Emre bir köşede resim yapıyordu. Oynamıyor, çizgi film izlemiyor – sadece resim yapıyordu. Sonra usulca sordu:

— Bizi yine alacaklar mı?

Mehmet yanına çöktü.

— Bilmiyorum… Ama güvende olmanız için elimden geleni yapacağım.

— Ya yine alırlarsa? Sesindeki kırılganlık, savunmasızlık Mehmet’in yüreğini burktu.

Onu sıkıca kucakladı.

— Vermeyeceğim. Söz veriyorum. Asla.

Ertesi gün Fatma Hanım’ı aradı:

— Vesayet istiyorum. Kalıcı olarak.

Sorgular, görüşmeler, ev ziyaretleri başladı. Ama artık bir amacı vardı: Bu çocukları korumak. Şehrin dışında bir bahçeli ev aldı – güvenli, huzurlu bir yer. Emre canlanmaya başladı. Çimlerde koşuyor, yüksek sesle kitap okuyor, resim yapıyor, kurabiye pişiriyordu. Mehmet ise yeniden gülmeyi öğreniyordu.

Bir gece, Emre’yi yatağa yatırırken şunu duydu:

— İyi geceler, baba…

— İyi geceler, oğlum, diyebildi, boğazı düğümlenerek.

Bahar gelince resmi evlat edinme gerçekleşti. Belgeler imzalandı. Ama Mehmet’in yüreği zaten çoktan kararını vermişti.

Elif’in ilk kelimesi – “Baba” – hayatının en değerli sesi oldu.

Baba olmayı planlamamıştı. Ama şimdi onsuz bir hayat düşünemiyordu. Birisi yeni hayatının ne zaman başladığını sorarsa, tereddütsüz cevap verirdi:

— O “Amca, lütfen…” dediği anda.

Rate article
Lifequest
Kalbinin Sesiyle Baba Olan Bir Yabancının Hikayesi