Kocanın Yıllarca Gizlediği Sır: Eşler de İş Etkinliklerine Katılabiliyor

Ailede sır olmamalı, değil mi? Hele ki bu kadar anlamsız bir sır hiç olmamalı. Ama eşim yıllardır bana soğukkanlılıkla, kendinden emin bir şekilde yalan söylüyormuş. Şirketindeki organizasyonlara eşlerin getirilmesinin yasak olduğunu söylerdi. “Şirket politikası böyle” derdi. Ben de inanırdım. Üstelemezdim zaten. Kalabalık eğlenceler pek bana göre değildi. Oğlumuz doğduktan sonra iyice eve kapanmıştım.

Ta ki gerçeği öğrenene kadar. Bu sadece canımı yakmadı, aynı zamanda kendi evliliğimde yabancı gibi hissettirdi bana.

Mustafa’yla beş yıldır evliyiz. İlk yılımızda hamile kaldım, şimdi dört yaşında bir oğlumuz var. Yıllar bezler, uykusuz geceler ve çocuk hastalıklarıyla geçti. İşe dönebildiğim ilk an döndüm. Büyükannelerimiz yardım etti, maddi sıkıntılar biraz hafifledi. Ben elimden geldiğince erken gelip oğluma vakit ayırıyorum. Ama Mustafa… Gittikçe daha geç saatlerde eve geliyor, bazen sabahı bile buluyor, yorgun ve dalgın. “İş yoğun” diyor.

Üç yıl önce prestijli bir şirkete girdi. İyi bir pozisyon, eski maaşının iki katı. Eskisi gibi patronundan, iş arkadaşlarından şikâyet etmez oldu. Ama bir şey canımı sıkıyordu: Beni hiçbir iş yemeğine davet etmedi. Ne yaz pikniklerine, ne yılbaşı partilerine. “Bizim şirkette böyle şeyler olmaz. Eşsiz gidilir. Kişisel değil” derdi.

İnanmak istedim. Çünkü saklamak isteseydi, hiç açıklama yapmazdı, değil mi? En azından “açık” davranıyormuş gibiydi. Zaten eğlenceye ayıracak ne enerjim vardı ne de vaktim. Evli arkadaşlarım da bekar olanlar da kendi hayatlarına daldılar. Sosyal hayatım iyice sıfırlandı. Hafta sonları çamaşır, yemek, anaokulu, doktor randevuları…

Derken geçen gün eczanede eski bir lise arkadaşıma, Ebru’ya rastladım. Buluştuk, bir kafeye oturduk, sohbet ettik. Meğer eşi de Mustafa’nın şirketinde çalışıyormuş. “Ne kadar da küçük dünya!” diye güldük. Bir ara buluşalım dedim.

“Bu cuma olmaz” dedi. “İş yemeğine eşimle gideceğiz.”

Şaşırdım. “Sen mi gidiyorsun?” diye sordum. O da şaşırdı: “Evet, tabii ki? Eşlerle gitmek serbest.”

İçim buz kesti. Biliyormuş gibi yaptım, espriyle geçiştirdim, bir şeyler mırıldandım. Ama içim altüst olmuştu. Yani yalan söylemişti. Yıllardır. Eve dönerken ayaklarımın altındaki zemini hissetmiyordum. Sorun iş yemeği değildi. Sorun yalandı. Sanki ben utandıracak bir şeymişim gibi…

Akşam yemeğinde sesimi titretmemeye çalışarak konuyu açtım:

“Biliyor musun, Ebru cuma günü eşiyle iş yemeğine gidiyormuş. Sizde de eşlerin gelmesi normalmiş.”

Dondu kaldı. Yan gözle baktı bana. Sonra çayını doldurdu, peçeteyle oynadı, gözlerini kaçırdı.

“Şey… o yeni gelenler için. Onlara izin veriyorlar. Bizim ekip zaten birbirini iyi tanıyor.”

“Ama sen hiç davet etmedin. Üç yıldır oradasın, yeni sayılmazsın.”

Derin bir iç çekti, sonra itiraf etti:

“Sadece rahatça eğlenmek istedim. Eşli gitmek istemedim. ‘Aile’ muhabbetlerine girmek istemedim. Adam akıllı rahatlamak istiyorum.”

Yüreğime ok saplanmış gibi oldu. Yani ben engelim. Demek ki başkalarının yanında kendisi olabiliyor, ama benim yanımda değil. Çirkin miyim? Sıkıcı mıyım? Yoksa onun “eğlencesini” mahvedeceğimi mi düşünüyor?

Keşke hiç açıklamasaydı. Yalan acıtır, ama yıllar sonra dökülen bir gerçek de yüreğe ihanet gibi batar. Sahne yapmadım. Sadece kararımı verdim: İş yemeğime onu davet etmeyeceğim. Haftaya bir etkinliğimiz var. Gideceğim. Güzel giyineceğim. Gülüp eğleneceğim.

Belki ideal bir çözüm değil. Ama anlasın: Bir eşe böyle davranılmaz. Ne iş yemeğinde güzel giyinen eşe, ne iş yemeğinde olmayıp evde ateşler içindeki çocuğuyla kalan eşe… Biz düşman değiliz. Ama şu an kendi evimde yabancı gibi hissediyorum. Ve yabancılar davet edilmez.

Rate article
Lifequest
Kocanın Yıllarca Gizlediği Sır: Eşler de İş Etkinliklerine Katılabiliyor